Dünya

Tarihçeler VIII: Trolloc Savaşları

Zaman Çarkı Tarihi isimli yazı dizisinin bu bölümünde diyarı kasıp kavuran Trolloc Savaşları’nın hikayesi anlatılmaktadır. Özellikle Aridhol’ün yıkılışı, Manetheren’in düşüşü gibi konular detayıyla açıklanmıştır.

Bu yazıda yine özellikle Wertzone’dan alıntılanmıştır.

Kırılıştan Sonra 1000 yılı civarında Kuzey boylarından Trollocların Kıyamet Dağları’ndan aşarak yaptığı akınlara ilişkin haberler artmaya başladı. İlk felaket haberi Jaramide’den geldi,  Ogierlerin inşa ettiği Barsine şehri kuşatıldı ve sonsuz bir Gölgedölü sürüsü tarafından yok edildi. Böylelikle Trolloc Savaşları başlamış oldu.

Engin Trolloc çeteleri Büyük Afet’ten sökün ederek Kıyamet Dağları ve Dünyanın Omurgası arasında bulabildikleri tüm dar geçitlerden ve daha rahat bir geçiş yolu olan Tarwin Geçidi gibi noktalardan batıya akıyordu, Jaramideliler ilk akınları karşılamayı başardı ve ülkenin batısında büyük akını püskürttüler. Ancak doğuda Aramaelle bunu başaramadı, çetin mücadelelerine karşılık başkent Mafal Dadaranell saldırılar karşısında düştü, Gölgedölleri öyle şiddetli bir yıkım getirdi ki koca şehrin ardında tek bir iz kalmadı.

On Ulus ivedilikle seferber oldu. Uzak ülkeler bile savaş meydanına asker gönderdi ancak bu kuvvetler de bölük pörçük ve tecrübesizdi. Öte yandan Gölgedölleri sıkı kontrol altındaydı ve Dehşetlordları yani Tek Güç yönlendirebilen Karanlıkdostları tarafından yönetiliyorlardı. Cenk meydanında yalnızca Aes Sedailer onlara denk olabiliyordu ama onların sayısı da her tehdidi karşılamaya yetmiyordu.

Savaşın erken safhaları, ilk mücadeleler Aramaelle odaklı idi, Gölgedölleri Tarwin Geçidi’nden taze birlikler ikmal edebilirken, bu geniş ülke de hem güneydeki kendi topraklarından asker sağlayabiliyor hem de takviye ve yardım alıyordu. Ayrıca Tar Valon’da yakındaydı ve Aes Sedailer savaşa her anlamda müdahale edebiliyordu. Ne var ki kazanan Gölge’nin fazlasıyla üstün sayıdaki askerleri oldu. Yıllar süren çatışmalardan sonra Aramaelle yıkıldı ve Gölge orduları güneyde Almoren’e, güney batıda Coremanda ve Aridhol’e aktı. Tar Valon’un kendisi de kuşatıldı ve kuvvetlerini adayı korumak üzere geri çekmek zorunda kaldı. Jaramide’de saldırılardan nasibini aldı ancak dayanmayı başardılar.

Aramaelle’nin düşüşü, Tar Valon’un kuşatılması gibi olaylar moralleri bozsa da diğer ülkeler direnişini sürdürdü. Kaybedilen her şehir, kasaba ve köy ancak en yüksek bedel ödetildikten sonra düştü. Bu fedakarlık ve azim dahi şansları eşitlemeye yetmiyordu, savaş alanlarında sayılar yirmiye hatta otuza bir durumdaydı ve Trolloclar öldürüldükleri hızda yeniden üreyebiliyor gözüküyordu.

Bir noktada komutanlar Gölge ile savaş metodlarında değişikliğe gitmek zorunda olduklarını farkettiler, canlarını daha da pahalıya satmak zorundaydılar zira bu şekilde devam ederlerse –çokta uzun olmayan- bir süre sonra savaşa sürecek asker bulamayacaklardı. Artık Trolloc ordularıyla cephe savaşlarından kaçınmaya başladılar. Bunun yerine Trollocları kanatlardan ve arkadan vurabilecekleri pusu alanlarına çekiyor ve Aes Sedailer ile güçlendirilmiş tuzaklarla yok ediyorlardı. Bu bir anlamda artık Trollocları geri sürmekten ziyade ilerleyişlerini durdurmak ve kendileri daha fazla gerilememek adına yapılan bir hamle idi.

On Ulus haritası

Aridhol’ün Düşüşü

Yine de Gölge ordusunun amansız ilerleyişi sürdü. Kırılıştan Sonra 1150 yılında ordular Haevin Nehri’ni geçti ve Aridhol’e baskınlar yapmaya başladı. Aridhol ordusu onları rıhtımda tutmak için ne kadar çabalarsa çabalasın sayıları çok azdı. Kuşatma altındaki Kral Balwen Mayel’in yeni danışmanı Mordeth’in tavsiyelerine kulak verdiği zaman da tam bu döneme rastlamaktadır. Bu zamana kadar tüm ülkeler Gölgedölleri’ne merhametin faydasız olduğunu öğrenmiş olsa da Aridhol zalimleşmiş kendilerine teslim olanları dahi infaz etmeye başlamıştı.

Manetheren Kralı Thorin oğlu Prens Caar’ı Aridhol’ü tekrar Işık’a kazandırmak için gönderse de Mordeth, Kral Balwen’in kulaklarına zehrini fısıldadı ve Prens Caar ile adamları Karanlıkdostları suçlamasıyla tutuklanarak ölüme mahkum edildi. Kaçmayı başarsalar da, elini kaybeden Caar dışında, hepsi öldürüldü. Nehir yukarı kaçan Caar sonunda Jaramide’ye ulaştı ve burada Rhea adındaki kadınla tanıştı. Aşık olup evlendiler ve Aemon adını verdikleri bir oğulları oldu.

Bu esnada oğlunu kaybettiği düşüncesi ile yeise düşen Kral Thorin Manetheren Ordusu’nu ayaklandırdı ve Aridhol’ü yakıp yıkmaları emrini verdi. Ordu Aridhol’e ulaştığında, karşılarında boş ve terkedilmiş bir şehir buldu. Mordeth’in Aridhol’e yaydığı fenalık meyvelerini vermiş ve şehirde yaşayan tüm ruhları tüketmişti. Mordeth’in bunu nasıl başardığı oldukça muğlaktır, bir angreal veya yakındaki Ghenjei Kulesi aracılığı ile mi, tamamen belirsizdir. Ancak şu kesindir ki iki bin yıldır şehrin harabelerinde karanlık, tehlikeli bir sis dolanarak yaklaşan herkesi öldürmektedir. Bu pusa Mashadar adı verilmiştir.

Ordusu ile ülkesine dönen Kral Thorin oğlunun hayatta olduğu haberini alır ancak Caar eşi ile Aleth-loriel isimli -sonraları Gölge’ye düşecek- bir şehirde yaşamakta kararlıdır. Bugün bile Aşıklar tarafından anlatılan büyük bir trajedi sonunda son derece gizemli şartlar altında Caar ve Rhea’da ölünce Prens Aemon Manetheren’e getirilir ve dedesi tarafından veliaht ilan edilir.

Manetheren’in Düşüşü

Prens Aemon takip eden yıllar içerisinde Manetheren’in yeni kralı olarak taç giyer. Carlan kızı Ellan kızı Eldrene isimli olağanüstü güç ve yetenekteki bir Aes Sedai ile evlidir ve çiçeği burnunda Kral, kısa sürede Kraliçesi ile müthiş uyumlu bir takım olduklarını gösterir. Aemon bir generaldir askeri konularla ilgilenirken, Eldrene bir siyasetçi ve diplomattır idari işlerle ilgilenir. İkilinin Manetheren’i yönettiği dönemde ise ulusların ümitsizliği gitgide artmaktadır, Araaamaelle, Aridhol ve Almoren düşmüş, Jaramide ve Coremanda saldırı altında, Tar Valon ise devamlı yeni kuşatmalarla yüzleşmekte ve bu nedenle güçlerini toplayıp diğerlerine kayda değer yardım gönderememektedir.

Savaşın gidişatı bile Kral Aemon gibi cesur adamların ümitlerini kırmak için yeterli değildir, o kabuğuna çekilip Gölge’ye boyun eğmeyenlerin başında gelmektedir. Büyük bir Gölgedölü ordusunun güneye ilerlediği haberini alınca ordusunu toplar ve onları pusuya düşürmek için atını sürer. Bekkar Meydanı Savaşı veya Kan Meydanı Savaşı adı verilen savaşta Gölgedölü ordusunu yok eder.

Ancak henüz onlar savaş meydanında iken zaferlerinin bir yem olduğu haberi kuzeye ulaşır, dengi pek görülmemiş büyüklükteki bir başka Gölgedölü ordusu talan edilmiş Aridhol üzerinden Manetheren’e ilerlemektedir.

Kral Aemon, ölülerini gömmeden, yaralıları beklemeden durup dinlenmeksizin Manetheren’e dönme emri verir. Gölgedölleri’ni Arinelle Nehri’nde karşılayamayacağı anlaşıldığında, artık Trolloclar çoktan Arinelle’yi geçmiştir, bir sonraki savunma hattı olarak belirlediği Tarendrelle Nehri’ne düşmandan önce varmak için sınırlarını zorlayarak Taren Nehri’ni tutmayı başarırlar.

Saldırının haberi ve yardım çağrısı Safer, Aelgar, Eharon ve hatta Tar Valon’a ulaklar aracılığıyla iletilir. Beyaz Kule’de Amrylin Tetsuan, çömezlik döneminden tanıdığı Eldrene güttüğü kin yüzünden yardım çağrısına yanıt vermediği gibi kendisinden daha güzel ve güçlü olan Eldrene’ye beslediği kıskançlık, diğer hükümdarları gönderecekleri yardımın kendi ordularını zayıflatmaktan başka birşeye yaramayacağı konusunda uyarmasına yetecek kadar güçlüdür.

Böylelikle, Manetheren Ordusu Tarendrelle Nehri kıyısında Gölge’ye karşı yalnız çarpışır. Tarendrelle Savaşı dokuz uzun gün boyunca sürer, öyle ki nehir kızıl renkte akmaya başlar. Ancak bitmek bilmeyen Trolloc saflarının ağırlığı sonunda Manetheren ordusunu nehrin batı kıyısına çekilmeye zorlar, geçtikleri köprüleri yakarak Taren’in batısına geçerler. Ne var ki dokuz gün süren savaş ve geri çekiliş Manetheren Ordusu’na pahalıya patlamış, ordu muharip gücünün büyük kısmını kaybetmiş ve nehrin batısında ne kadar tutunabileceklerini sorgular olmuşlardı.

Cepheden peşpeşe gelen kötü haberlerin de etkisi ile Manetheren şehrinin tahliyesine karar verilir. Şehir halkının ilk başta güneye ve batıya Jara’copan ve Shanaine şehirlerine ardından bu şehirlerin de dayanamayacağı belli olduğunda Aelgar, Eharon ve Safer başta olmak üzere diğer ülkelere sığınmaları kararlaştırılır.

Savaşın on birinci gününde, Gölge ordusu Tarendrelle Nehri’nin öteki kıyısına geçmeyi başarır. Kıyıya tutunmayı başardıklarında, Kral Aemon geri çekilme emrini verir. Geri çekiliş her ne kadar düzenli de olsa artık tahammül edilemeyecek ağır kayıplara yol açtı ve çekiliş Manetheren’in kalbine giden ana yola kadar sürdü. Bu noktada Kral Aemon son bir direniş için tutunmaya karar verdi ve artık perişan olmuş kuvvetleriyle bir tam gün dayandı, maksadı tahliye olan halkı için biraz daha zaman kazandırabilmekti. Sonraları Aemon Meydanı Savaşı adını verilen mücadelede Manetheren Ordusu son adamına kadar kırıldı.

Kral Aemon’un ölümünü hisseden karısı Eldrene, durup düşünmeksizin güvenle yönlendirebileceğinden daha fazlasını çekti ve tüm nefretini Aemon Meydanı’nda zafer kazananların üstüne yönlendirdi. Tek Güç, yalnızca Gölgedöllerini değil tüm Manetheren bölgesini, Eldrene dahil, yok etti. Gölge’nin bir daha Taren Nehri’nin güneyine geçmeye cesaret etmesi uzun yıllar aldı.

Manetheren’in düşmesi ve yüzbinlerce insanın ölümü Amrylin Tetsuan’ın da sonu oldu. Makamından indirilen Tetsuan, kaynaktan kesildi ve basit bir hizmetçi gibi Kule’de çalışmaya zorlandı. Bundan üç yıl sonra ise öldü.

Eharon’un İşgali

Trolloc İşgali’nin iki yüzüncü yılında, Manetheren, Aridhol, Coremanda, Aramaelle ve Almoren Gölge’ye yenik düşmüştü. Tar Valon iki defa kuşatılmış ve Trolloclar Dünyanın Omurgası’ndan Puslu Dağlar’a dek kontrolü sağlamıştı.

Gölge Orduları artık gözlerini güneye, Eharon ülkesine çevirmişti. Fırtınalar Denizi’ne kıyısı bulunan Eharon’un ele geçirilmesi Gölgedölleri’nin kıtayı fiilen ikiye bölmesi ve doğu sınırlarını güvence altına alması anlamın geliyordu.

Eharon’a akan Trolloc çeteleri başkent Londaren Cor ve ardından Eldar Nehri kıyısındaki Barashta şehrini ele geçirmeyi başardı, mucize eseri Manetherendrelle Dağı eteklerinde kurulan Dorelle Caromon’un tahliye edilebildi ve Eharon halkı hayatta kaldı.

Gölge güçleri sınırlarını güneye kıyısına kadar uzatmayı başarmasına başarmıştı ancak kıta boyunca uzanan sınırlar onları komşu ülkelerce saldırılara karşı açıkta bırakmıştı. Bunun sonucunda ilerlemek bir yana, Gölge orduları Eharon’dan çekilmek zorunda kaldı.

Asker Amrylin

Trolloclar Eharon ve Essenia’dan geri çekilerek yeniden pozisyon aldı ve savaş bir çıkmaza girdi. Gölge Güçleri mevcut sınırlarının kontrolünü sağlayamazken Işık Güçleri’de sayı, erzak ve teçhizat bakımından yetersizdi. Her ne kadar Eharon ve Essenia kurtarılmışsa da bitmeyen, babadan oğula geçen bu mücadelede komutanlar yıpranmış, askerler yorgun ve moralsizdi.

Dengeyi değiştiren, Kırılıştan sonra 1251 yılında Yeşil Ajah’tan Amrylinliğe terfi eden Rashima Kerenmosa oldu. Asker Amrylin olarakta anılan Kerenmosa, Tek Güç’te oldukça yetenekli bir askeri dehaydı. Kule Ordularının başında, tüm kuvvetleri komutası altına alarak Trollocları geri sürmeye başladı, birliklere olduğu kadar sivillere de umut ve moral oldu. Almoran ve Coremanda kurtarıldı ve Trolloclar kuzeye sürüldü. Bu tek cümlelik kazanım tam kırk yıl sürdü. En bilinen mücadeleleri Kaisin Geçidi, Sorelle Bozkırı, Larapelle, Tel Norwin ve Maighande zaferleridir.

Sonunda Trolloclar Tar Valon civarına kadar sürüldü, burada son bir çabayla adayı dördüncü ve son defa kuşattılar. Önceki kuşatmalardan farklı olarak, bu defa Kara Ajah’ta Tar Valon’un direncini içeriden kırmak için harekete geçti. Şehirde kargaşa yarattılar, önde gelen komutanları ve Aes Sedailere suikast düzenlediler. Strateji toplantılarını sabote ettiler ve sızdırdıkları bilgileri Dehşetlordları’na ilettiler. Sonunda Tar Valon’da düştü ve yalnızca Beyaz Kule ayakta kaldı. Rashima Kerenmosa aldığı aşırı ancak etkili tedbirlerle Kara Ajah’ı da bastırmayı başardı ve sonunda kuşatmayı kırarak Gölgedöllerini Tar Valon’dan sürdü.

Amrylin, Kırılıştan Sonra 1301 senesinde Maighande Savaşı’nda öldü. Savaştan sonra cesedi beş Muhafızı tarafından çevrelenmiş olarak bulunmuştur. Onların çevresinde büyük bir Trolloc, Myrddraal duvarı bulunmuştur ve düşman yığınının içinde en az dokuz Dehşetlordu’nun cesedi sayılmıştır.

Maighande Savaşı, Trollocların değil ama Dehşetlordları’nın sonu oldu. Komutanların ve Tek Güç’ün eksikliği Trolloc ordularının kolay av olmasına yol açtı, disiplinsiz çeteler savaşla yoğrulmuş Işık Güçleri karşısında dağıldı ve geri sürüldü.

Sahte Ejder

Gölge’ye karşı kazanılan zaferin üstünden çok geçmeden yaraların sarılmaya, hayatın normalleşmeye başlaması beklenirken güneyden gelen bir haber herşeyi bir kez daha değiştirdi. Ejder sancağı yükselmiş, asker çağırıyordu. Yuiran Taşyay, takipçileri ile Essenia’daki Tear Taşı’nı kuşatmıştı. Taşyay’a karşı henüz terhis edilmiş birlikler yeniden silah altına alındı ve Sahte Ejder’i ele geçirmek veya öldürmek üzere görevlendirildi.

Ne var ki Taşyay’ın etkisiz hale getirilmesi sekiz uzun yıl sürdü. Takipçilerinden oluşan ordusu daha önce yenilmiş ancak o kaçmayı başarmıştı. Bazen izole bir köydeki küçük bir ahıra veya bir evin çatısına saklanıyor, bazen toplamayı başardığı küçük bir kuvvetle eşkıyalık yapıyordu. Nihayetinde saklandığı bir kasabadan geçmekte olan Aes Sedailere saldırıp üçünü öldürdüğü ve diğer üçünü esir aldıktan sonra haber duyuldu ve canlı olarak ele geçirildi. Nihayet kaynaktan kesildiğinde çoktan delirmeye başlamış gibi gözüküyordu.

Böylelikle On Ulus döneminin sonuna gelindi, o şanlı ülkelerden pek az iz kalmıştı. Ayakta kalmayı başaranları bir süre sonra topraklarına sahip çıkamaz hale geldiler ve sahipsiz topraklarda yeni hükümdarlar yükseldi. Ancak insan nüfusu azalmış, Efsaneler Çağı’nın kurtarılmaya çalışılan bilgi ve kültürü yakılıp yıkılan şehirlerle artık tamamen kaybedilmişti.

Bir Cevap Yazın