Karakterler

Thom Merrilin

Thom Merrilin, aşık. Tam adı Thomdril Merrilin olup, saray işlerine bulaştığı dönemdeki becerilerinden dolayı Gri tilki lakabını almış uykusunda dahi Evler Oyunu’nu oynayabildiği söylenmektedir.

Thom zayıf, uzun boylu fakat artık omuzları çökmüş mavi gözlü saçları ve bıyıkları beyazlamış boğum boğum yüze sahip yaşını başını almış bir adamdır. Her ne kadar yaşlı olsa da her zaman yaşını yalanlayacak bir çeviklikle hareket eder.

Thom belki çok gençken bir ustası varsa bile kendi kendini yetiştirmiş, dünyayı bilen, nazik ve süslü konuşan, nazik, merhametli, asla yaşlanmayacak bir ruha sahip görmüş geçirmiş yetenekli bir Daes Dae’mar oyuncusudur. Yalnız tüm aşıkların sahip olduğu kibirden bir ölçü fazlasına sahiptir.

Thom usta bir hikayecidir, flüt ve arp çalabilir. Sesi de fena değildir, bu yüzden şarkı da söyler. Jonglörlük yapabilir, parende atabilir, ateş yutabilir. Birinci sınıf bir aşıktır. Bıçaklarla arası da fazlaca iyidir, hançer kullanmakta ve fırlatmakta iyidir.

Hayatı dolu dolu yaşamış birisidir Thom, uçlarda. Ama bir Aşıktır ve işini fazlasıyla sever. Bu yüzden ne tehlike ve ne sorun olursa olsun bir handa yemek ya da içki parası belki de bilgi için bir hikaye anlatırken ya da şarkı söylerken buluruz onu. Bu durum aynı Supernatural’da bir bölüm Lucifer ile yüzleşip bir sonrakinde bir kasabada shapeshifter avlayan Wincester kardeşlerin öyküsü gibidir. Thom’da eninde sonunda bir yerde bir handadır.

Thom’un hikayesine başlamadan küçük bir uyarı hikaye ve kurgu açısından önemi olmasa da spoiler içerir, o yüzden öğrenmek istemiyorsanız lütfen devam etmeyin.

Thom’un nerede doğduğu ya da büyüdüğü hakkında bilgimiz yok. Ama köylülere bakış açısı ve hakkındaki konuşmalarına da bakarsak köyde doğmadığını, bir kasabalı olduğunu söyleyebiliriz.

Henüz çok gençken muhtemelen bir Aşık’ın çırağı olarak evden ayrılmış ve sanatı öğrenmeye başlamıştır. Thom kadar yetenekli ve zeki birisi için boynuzun kulağı geçmesi uzun sürmese gerek ki artık ustasına mı birşey oldu yoksa yolları mı ayrıldı bilemiyoruz.

20’li yaşlarının başında Andor’un Trakand Evi’nin Ozan’ı olur. O sıralar Trakand Evi’nin Yüksek Makamı çok genç ve hırslı biri olan Morgase Trakand’dır. Thom’un bu diktatör karakterli genç leydinin cazibesine çabucak kapıldığını ve söyleyebiliriz.

Andor’da bu zamanlarda Mantear Evi’nin taht günleri birbiri ardına skandallarla sarsılmış yaşlı kraliçe Mordrellen Mantear’ın ölümüyle de bir fetret devri başlamıştır. Yeterli para,asker ya da desteğe sahip evler taht üzerinde hak iddia eder, ittifak kurar ya da düşmanlar edinirken tahtın güçlü adaylarından biri de genç Morgase Trakand’dır.

Yetenekli bir Ozan olan Thom, artık yüksek tabaka arasındadır ve siyaset çarkını kısa sürede çözer. Taht mücadelesi sırasında Morgase’e gayriresmi de olsa siyasi danışman olarak hizmet eder.

Bu yıllarda Thom’un en asil duyguların insanı olduğunu belirtmekte fayda var, biz her ne kadar ilerleyen yaşlarında onu bu duygularını neredeyse tüketmiş olarak görsekte. Cesur,maceracı,hevesli,merhametli ve cömerttir. O yıllara dair bir anısını anlatıyor yıllar sonra;

“Bir kez bir kadını kurtarmaya çalıştım, Mat. Laritha bir gül goncasıydı ve bir köyde, hayvanın teki olan aksi bir çizmeciyle evlenmişti. Birkaç günlüğüne orada mola vermiştim. Tam bir hayvandı adam. O yemeğe oturmaya karar verdiğinde yemek hazır olmazsa bağırırdı ve bir başka erkeğe iki çift laf etse döverdi.”

Adamın karısına nasıl davrandığını köyde herkes biliyordu, ama Laritha bana kendisi anlattı. Bir yandan da birilerinin onu kurtarmasını nasıl istediği üzerine sızlanıp duruyordu. Cebimde altınım, güzel bir arabam, bir arabacım ve uşağım vardı. Genç ve yakışıklıydım.

Kadının durumu yüreğimi burkmuştu. Ve yüzünün de cazip geldiğini inkâr etmeyeceğim. Dediğim gibi, gençtim; âşık olduğumu, hikâyelerden fırlamış bir kahraman olduğumu sandım. Bu yüzden bir gün, çiçek açmış bir elma ağacının altında otururken –çizmecinin evinden epey uzaktaydık– ona onu yanımda götürmeyi önerdim. Ona bir hizmetçi, kendine ait bir ev verecek, onu şarkılara ve şiirlere boğacaktım. Sonunda anladığında dizimi öyle fena tekmeledi ki, bir ay topalladım. Ayrıca bir de bankla vurdu bana.

Sevgili kocasını bırakacağını düşündüğüm için öfkeye kapıldı. Kendi sözü; sevgili. Adama becerebildiğince hızla geri koştu ve ben de ya adamı öldürecektim ya da arabama atlayacaktım. Sahip olduğum hemen her şeyi geride bırakmak zorunda kaldım. Herhalde hâlâ aynı koşullar altında, onunla yaşıyordur. Para kesesini yumruğunda sıkı sıkı tutarak ve adam ne zaman bir bira içmek için hana uğrasa eline geçeni adamın kafasına geçirerek. Hep yaptığı gibi…

Daha çok Mat’e yakışacak bir hareket değil mi sizce de? Belki de birbirlerine çok benzedikleri için bu kadar iyi anlaşıyorlardır. Devam edersek,

Diğer evlerle mücadele etmekle geçen 2 yılın ardından Morgase Trakand yeni Andor Kraliçesi olur. Thom’da Saray Ozan’ı. Çiçeği burnunda Andor kraliçesi tahta çıktıktan kısa süre sonra Prens Taringail Damodred ile evlenir.

Kraliyet Sarayı’nda yıllar birbirini kovalarken peşpeşe iki önemli gelişme olur, birincisi Prens Gawyn ve ardından Veliaht-kız Elayne dünyaya gelir. Ve ikincisi, Morgase ile Taringail arasında soğuk bir gerilim tabir-i caizse tekrar bir iktidar mücadelesi vardır.

Thom, Taringail Damodred’in sevgili kraliçesi Morgase’e karşı suikast düzenleyeceğini keşfeder, duyar ya da öğrenir ama bir şekilde bu ‘ihanetten’ haberi olur. Ve kısa süre sonra Taringail Damodred bir av kazası sonucu yaşamını yitirir. Öyle ki bizzat Kraliçe Morgase 10 küsür sene sonra dahi olayı av kazası olarak doğal bir ölüm zannetmektedir.

Talihli bir tesadüf sonucunda artık tahtın tek hakimi olan Morgase hala genç ve güzel bir kadındır. Thom’da kendi iddiasına göre yakışıklı ve açık olanı söyleyelim zeki ve espirili. Ayrıca da Kraliçe’nin Ozanı ve danışmanı. Derken Thom, Kraliçe’nin aşığı da oluverir. Ki detaylar sevenlerin arasındadır, biz ne anlatalım?

Thom Merrilin’in gerçekten mutlu olduğu bir zaman dilimidir bu, henüz çok küçük bir çocuk olan Kız-Veliaht Elayne’nin bıyıklarını çekiştirip oynadığı zamanlar. Ve her mutlu dönem gibi bu da kısa sürer, Thom’a memleketinden bir haber gelir yeğeninin başı Aes Sedai’lerle derde girmiştir.

Thom’un ailesinden kalan tek kişi olduğunu anladığımız yeğeni Owyn Merrilin yönlendirebilmektedir. Thom’un sonradan duyduğu vicdan azabından dolayı bu durumdan ya da en azından belirtilerden haberi olduğunu anlıyoruz. Beyaz Kule’de durumu öğrenmiş ve Owyn’in peşine düşmüştür. Thom ancak herşey olup bittikten sonra haber alır ve alır almaz da kimseye birşey demeden yollara düşer.

Vardığında Owyn çoktan ehlileştirilmiştir ve ona yardım etmek için yapabileceği hiçbirşey kalmamıştır. Thom hayalkırıklığı ve burukluk içerisinde Caemlyn’e döner. Fakat Morgase Kraliçe olmasının yanı sıra ihtiraslı bir kadındır ve Thom’un habersiz çekip gitmesiden hiç memnun kalmamıştır. Thom’u saraydan kovar ve ona hapsedilmeyi vaad eder.

Thom Merrilin Caemlyn’den kaçar ve sıradan bir aşık olarak köylerde,kasabalarda ve Caemlyn dışındaki herhangibi bir şehrin hanlarında,festival ya da şenliklerinde sahne almaya başlar. 15 senesini bu şekilde bir seyyah olarak dünyayı gezmeye adar, Tar Valon hariç. Aes Sedailere duyduğu öfke onu Tar Valon’dan uzak tutar.

998 YÇ. senesinde kışın sonlarına doğru Baerlon kasabasındadır ve kırsaldaki köylerden birinin Köy Kurulu yüklü bir meblağ karşılığında Bel Tine’da gösteri yapması için onu davet eder. Eh, Thom’un o sıralar yapacak daha iyi bir işi yoktur ve kabul ederek Kışgecesi’nden önceki gün yollara düşerek Taren Nehri’ni geçip Seyrantepe’ye ulaşır. Sonrasını kendisi anlatıyor;

“Tepedeki köyün hödükleri bana buraya karanlıktan önce ulaşabileceğimi söylediler, ama ancak öğleden önce yola çıkarsam bunu başarabileceğimi söylemeyi unuttular. Sonunda, iliklerime kadar üşümüş, sıcak bir yatağa muhtaç bir halde, gelmeyi başardığımda, hancınız sanki ben gezgin bir domuz çobanıymışım, sanki Köy Kurulunuz Festivalinizde sanatımı sergilemem için ayaklarıma kapanmamış gibi, saat hakkında homurdandı durdu. Ve bana, Belediye Başkanı olduğunu söyleme zahmetine bile katlanmadı.” Nefes almak için yavaşladı, dik bakışları ile hepsini taradı, ama sonra hemen yine başladı. “Ateşin önünde pipomu tüttürmek ve bir kupa bira içmek için aşağı indiğimde, salondaki her adam, sanki borç istemeye gelmiş, en sevmedikleri kayınbiraderleriymişim gibi bana baktı. İhtiyar bir dede ne tür hikâyeler anlatmam ya da anlatmamam gerektiği konusunda söylev çekmeye başladı, sonra bir kız çocuğu dışarı çıkmamı haykırdı ve hoşuna gidecek kadar hızlı hareket etmeyince koca bir sopa ile beni tehdit etti. Bir âşığa böyle davranıldığı nerede görülmüş?”

Leave a Comment