Ewin Finngar

Ewin Finngar, Andor’un İki Nehir bölgesinin Emond Meydanı köyünde yaşamaktadır.

Ewin serinin başladığı (YÇ. 998) yıl 14 yaşlarındadır, sade bir yüzü ve yaşına göre geniş omuzları vardır.

Henüz çocuk sayılabileceğinden biraz safça, heyecanlı ve çok konuşan birisidir Ewin. Moiraine Emond Meydanı’na geldiğinde büyük ihtimalle şüphe çekmemek için Mat ve Rand ile birlikte Ewin’e de para vermiştir, tek farkla. Ewin’e gümüş peni, Rand ve Mat’e bir Tar Valon markası vermiştir.

Bundan 1 küsür sene sonra Perrin Ewin’i tekrar gördüğünde boyunun oldukça uzayıp, sesinin kalınlaştığını farketmiştir.

Ewin Emond Meydanı savunmasına katılmış, Trolloclarla savaşmıştır. Köy kurtulduğunda Ewin’de tıpkı Rand,Mat ve Perrin’in yaptığı gibi birkaç arkadaşıyla dünyayı gezmek üzere köyden ayrılmıştır.

Thom Merrilin

Thom Merrilin, aşık. Tam adı Thomdril Merrilin olup, saray işlerine bulaştığı dönemdeki becerilerinden dolayı Gri tilki lakabını almış uykusunda dahi Evler Oyunu’nu oynayabildiği söylenmektedir.

Thom zayıf, uzun boylu fakat artık omuzları çökmüş mavi gözlü saçları ve bıyıkları beyazlamış boğum boğum yüze sahip yaşını başını almış bir adamdır. Her ne kadar yaşlı olsa da her zaman yaşını yalanlayacak bir çeviklikle hareket eder.

Thom belki çok gençken bir ustası varsa bile kendi kendini yetiştirmiş, dünyayı bilen, nazik ve süslü konuşan, nazik, merhametli, asla yaşlanmayacak bir ruha sahip görmüş geçirmiş yetenekli bir Daes Dae’mar oyuncusudur. Yalnız tüm aşıkların sahip olduğu kibirden bir ölçü fazlasına sahiptir.

Thom usta bir hikayecidir, flüt ve arp çalabilir. Sesi de fena değildir, bu yüzden şarkı da söyler. Jonglörlük yapabilir, parende atabilir, ateş yutabilir. Birinci sınıf bir aşıktır. Bıçaklarla arası da fazlaca iyidir, hançer kullanmakta ve fırlatmakta iyidir.

Hayatı dolu dolu yaşamış birisidir Thom, uçlarda. Ama bir Aşıktır ve işini fazlasıyla sever. Bu yüzden ne tehlike ve ne sorun olursa olsun bir handa yemek ya da içki parası belki de bilgi için bir hikaye anlatırken ya da şarkı söylerken buluruz onu. Bu durum aynı Supernatural’da bir bölüm Lucifer ile yüzleşip bir sonrakinde bir kasabada shapeshifter avlayan Wincester kardeşlerin öyküsü gibidir. Thom’da eninde sonunda bir yerde bir handadır.

Thom’un hikayesine başlamadan küçük bir uyarı hikaye ve kurgu açısından önemi olmasa da spoiler içerir, o yüzden öğrenmek istemiyorsanız lütfen devam etmeyin.

Thom’un nerede doğduğu ya da büyüdüğü hakkında bilgimiz yok. Ama köylülere bakış açısı ve hakkındaki konuşmalarına da bakarsak köyde doğmadığını, bir kasabalı olduğunu söyleyebiliriz.

Henüz çok gençken muhtemelen bir Aşık’ın çırağı olarak evden ayrılmış ve sanatı öğrenmeye başlamıştır. Thom kadar yetenekli ve zeki birisi için boynuzun kulağı geçmesi uzun sürmese gerek ki artık ustasına mı birşey oldu yoksa yolları mı ayrıldı bilemiyoruz.

20’li yaşlarının başında Andor’un Trakand Evi’nin Ozan’ı olur. O sıralar Trakand Evi’nin Yüksek Makamı çok genç ve hırslı biri olan Morgase Trakand’dır. Thom’un bu diktatör karakterli genç leydinin cazibesine çabucak kapıldığını ve söyleyebiliriz.

Andor’da bu zamanlarda Mantear Evi’nin taht günleri birbiri ardına skandallarla sarsılmış yaşlı kraliçe Mordrellen Mantear’ın ölümüyle de bir fetret devri başlamıştır. Yeterli para,asker ya da desteğe sahip evler taht üzerinde hak iddia eder, ittifak kurar ya da düşmanlar edinirken tahtın güçlü adaylarından biri de genç Morgase Trakand’dır.

Yetenekli bir Ozan olan Thom, artık yüksek tabaka arasındadır ve siyaset çarkını kısa sürede çözer. Taht mücadelesi sırasında Morgase’e gayriresmi de olsa siyasi danışman olarak hizmet eder.

Bu yıllarda Thom’un en asil duyguların insanı olduğunu belirtmekte fayda var, biz her ne kadar ilerleyen yaşlarında onu bu duygularını neredeyse tüketmiş olarak görsekte. Cesur,maceracı,hevesli,merhametli ve cömerttir. O yıllara dair bir anısını anlatıyor yıllar sonra;

“Bir kez bir kadını kurtarmaya çalıştım, Mat. Laritha bir gül goncasıydı ve bir köyde, hayvanın teki olan aksi bir çizmeciyle evlenmişti. Birkaç günlüğüne orada mola vermiştim. Tam bir hayvandı adam. O yemeğe oturmaya karar verdiğinde yemek hazır olmazsa bağırırdı ve bir başka erkeğe iki çift laf etse döverdi.”

Adamın karısına nasıl davrandığını köyde herkes biliyordu, ama Laritha bana kendisi anlattı. Bir yandan da birilerinin onu kurtarmasını nasıl istediği üzerine sızlanıp duruyordu. Cebimde altınım, güzel bir arabam, bir arabacım ve uşağım vardı. Genç ve yakışıklıydım.

Kadının durumu yüreğimi burkmuştu. Ve yüzünün de cazip geldiğini inkâr etmeyeceğim. Dediğim gibi, gençtim; âşık olduğumu, hikâyelerden fırlamış bir kahraman olduğumu sandım. Bu yüzden bir gün, çiçek açmış bir elma ağacının altında otururken –çizmecinin evinden epey uzaktaydık– ona onu yanımda götürmeyi önerdim. Ona bir hizmetçi, kendine ait bir ev verecek, onu şarkılara ve şiirlere boğacaktım. Sonunda anladığında dizimi öyle fena tekmeledi ki, bir ay topalladım. Ayrıca bir de bankla vurdu bana.

Sevgili kocasını bırakacağını düşündüğüm için öfkeye kapıldı. Kendi sözü; sevgili. Adama becerebildiğince hızla geri koştu ve ben de ya adamı öldürecektim ya da arabama atlayacaktım. Sahip olduğum hemen her şeyi geride bırakmak zorunda kaldım. Herhalde hâlâ aynı koşullar altında, onunla yaşıyordur. Para kesesini yumruğunda sıkı sıkı tutarak ve adam ne zaman bir bira içmek için hana uğrasa eline geçeni adamın kafasına geçirerek. Hep yaptığı gibi…

Daha çok Mat’e yakışacak bir hareket değil mi sizce de? Belki de birbirlerine çok benzedikleri için bu kadar iyi anlaşıyorlardır. Devam edersek,

Diğer evlerle mücadele etmekle geçen 2 yılın ardından Morgase Trakand yeni Andor Kraliçesi olur. Thom’da Saray Ozan’ı. Çiçeği burnunda Andor kraliçesi tahta çıktıktan kısa süre sonra Prens Taringail Damodred ile evlenir.

Kraliyet Sarayı’nda yıllar birbirini kovalarken peşpeşe iki önemli gelişme olur, birincisi Prens Gawyn ve ardından Veliaht-kız Elayne dünyaya gelir. Ve ikincisi, Morgase ile Taringail arasında soğuk bir gerilim tabir-i caizse tekrar bir iktidar mücadelesi vardır.

Thom, Taringail Damodred’in sevgili kraliçesi Morgase’e karşı suikast düzenleyeceğini keşfeder, duyar ya da öğrenir ama bir şekilde bu ‘ihanetten’ haberi olur. Ve kısa süre sonra Taringail Damodred bir av kazası sonucu yaşamını yitirir. Öyle ki bizzat Kraliçe Morgase 10 küsür sene sonra dahi olayı av kazası olarak doğal bir ölüm zannetmektedir.

Talihli bir tesadüf sonucunda artık tahtın tek hakimi olan Morgase hala genç ve güzel bir kadındır. Thom’da kendi iddiasına göre yakışıklı ve açık olanı söyleyelim zeki ve espirili. Ayrıca da Kraliçe’nin Ozanı ve danışmanı. Derken Thom, Kraliçe’nin aşığı da oluverir. Ki detaylar sevenlerin arasındadır, biz ne anlatalım?

Thom Merrilin’in gerçekten mutlu olduğu bir zaman dilimidir bu, henüz çok küçük bir çocuk olan Kız-Veliaht Elayne’nin bıyıklarını çekiştirip oynadığı zamanlar. Ve her mutlu dönem gibi bu da kısa sürer, Thom’a memleketinden bir haber gelir yeğeninin başı Aes Sedai’lerle derde girmiştir.

Thom’un ailesinden kalan tek kişi olduğunu anladığımız yeğeni Owyn Merrilin yönlendirebilmektedir. Thom’un sonradan duyduğu vicdan azabından dolayı bu durumdan ya da en azından belirtilerden haberi olduğunu anlıyoruz. Beyaz Kule’de durumu öğrenmiş ve Owyn’in peşine düşmüştür. Thom ancak herşey olup bittikten sonra haber alır ve alır almaz da kimseye birşey demeden yollara düşer.

Vardığında Owyn çoktan ehlileştirilmiştir ve ona yardım etmek için yapabileceği hiçbirşey kalmamıştır. Thom hayalkırıklığı ve burukluk içerisinde Caemlyn’e döner. Fakat Morgase Kraliçe olmasının yanı sıra ihtiraslı bir kadındır ve Thom’un habersiz çekip gitmesiden hiç memnun kalmamıştır. Thom’u saraydan kovar ve ona hapsedilmeyi vaad eder.

Thom Merrilin Caemlyn’den kaçar ve sıradan bir aşık olarak köylerde,kasabalarda ve Caemlyn dışındaki herhangibi bir şehrin hanlarında,festival ya da şenliklerinde sahne almaya başlar. 15 senesini bu şekilde bir seyyah olarak dünyayı gezmeye adar, Tar Valon hariç. Aes Sedailere duyduğu öfke onu Tar Valon’dan uzak tutar.

998 YÇ. senesinde kışın sonlarına doğru Baerlon kasabasındadır ve kırsaldaki köylerden birinin Köy Kurulu yüklü bir meblağ karşılığında Bel Tine’da gösteri yapması için onu davet eder. Eh, Thom’un o sıralar yapacak daha iyi bir işi yoktur ve kabul ederek Kışgecesi’nden önceki gün yollara düşerek Taren Nehri’ni geçip Seyrantepe’ye ulaşır. Sonrasını kendisi anlatıyor;

“Tepedeki köyün hödükleri bana buraya karanlıktan önce ulaşabileceğimi söylediler, ama ancak öğleden önce yola çıkarsam bunu başarabileceğimi söylemeyi unuttular. Sonunda, iliklerime kadar üşümüş, sıcak bir yatağa muhtaç bir halde, gelmeyi başardığımda, hancınız sanki ben gezgin bir domuz çobanıymışım, sanki Köy Kurulunuz Festivalinizde sanatımı sergilemem için ayaklarıma kapanmamış gibi, saat hakkında homurdandı durdu. Ve bana, Belediye Başkanı olduğunu söyleme zahmetine bile katlanmadı.” Nefes almak için yavaşladı, dik bakışları ile hepsini taradı, ama sonra hemen yine başladı. “Ateşin önünde pipomu tüttürmek ve bir kupa bira içmek için aşağı indiğimde, salondaki her adam, sanki borç istemeye gelmiş, en sevmedikleri kayınbiraderleriymişim gibi bana baktı. İhtiyar bir dede ne tür hikâyeler anlatmam ya da anlatmamam gerektiği konusunda söylev çekmeye başladı, sonra bir kız çocuğu dışarı çıkmamı haykırdı ve hoşuna gidecek kadar hızlı hareket etmeyince koca bir sopa ile beni tehdit etti. Bir âşığa böyle davranıldığı nerede görülmüş?”

al’Lan Mandragoran

al’Lan Mandragoran, YÇ.953 yılında Malkier’in Afet’e yenik düştüğü sene doğmuştur. Babasının ismi al’Akir Mandragoran ve annesi el’Leanna Mandragoran’dır. İsminin başındaki -al eki kral soyundan geldiğini gösteren bir ünvandır.

Lan, Yedi Kulenin Efendisi, Göller Lordu ve taç giymemiş Malkier Kralı ve Dai Shan yani Savaş Lordu’dur. Aieller ona Tek Adam,Tüm Bir Halk olan Adam,Tek Adamdan Oluşan Halk anlamlarına gelen Aan’allein derler. Aynı zamanda Moiraine Damodred’in Muhafızıdır.

Lan Mandragoran

Lan Mandragoran yaklaşık 2 metre boyunda geniş omuzlu,atletik, artık griler çıkmaya başlayan saçları omuz hizasında olan mavi gözlü bir adamdır. Malkier adetlerine uygun olarak saçlarını arkada tutan deriden bir saç bandı takar ki buna hadori denir.

Duygularını hemen hemen hiç belli etmeyen, az ama genellikle öz konuşan Rand’ın tabiriyle soğan gibi katman katman birisidir.

Krallığı olmayan bir kral olarak Lan, henüz bebekken sırtına imkansız ve umutsuz bir misyon yüklendiğinin bilincinde olan ama yine de vazgeçmeyi reddeden halkının özelliklerinin ve geleneklerinin son timsali ve savunucusudur. Buna rağmen Gölge’ye karşı savaşmaktan vazgeçmeyen, pes etmeyi reddeden büyük olasılıkla yaşayan en büyük kılıç ustasıdır. Tarihteki en büyük kılıç ustası da olabilir aslında, göreceli bir karşılaştırma ama Son Savaş’tan sonraki yıllarda Jaerom’u da geçtiği söylenecektir muhtemelen.

Şan, şeref ve gurur gibi kavramları henüz çok gençken oldukça keskin bir şekilde omuzlanmasına rağmen pek çok açıdan oldukça toydur, henüz keskin kenarları yontulmamış bir kılıç. Kimi hatırlatıyor gözünüzün önüne gelmiştir belki, muhteşem Yenidendoğan Ejder’in ilk zamanlarını. Kimbilir belki de Rand’ın ilk başlarda Lan’ın desteğini araması ve akıl hocalığına minnettar olmasının sebebi Lan’in de gençliğinde benzer bir yoldan geçmesindendir.

Moiraine ile tanışana kadar Aes Sedai’leri hiç sevmediğini hatta Moiraine’i de başlangıçta sevmediğini eklemek gerek. Tam olarak şöyle düşünür;

Bir Aes Sedai,eğer gerçekten öyleyse, hem de Cairhienli? Daha kötü bir birleşim olamaz.

Aes Sedaileri sevmemesinin başlıca sebebi Beyaz Kule’nin Malkier Gölge’ye yenik düştüğünde yardıma gelmemesidir. Ek olarak Aes Sedai’ler sıradan adamlar için başlı başına bir antipati kaynağıdır malumunuz.

Ne var ki bu ikilinin yollarını birleştiren daha büyük ve yüce bir davadır, Trolloclarla değil Myddrraallerle değil Afetle değil ama Gölge’nin kendisiyle olan nihai savaş. Bu savaş 20. yılını devirdiğinde Lan’ın içinde ilk defa geleceğe dair bir umut yeşerir.

Lan ve Nynaeve
İşte o umut
Yeni Bahar (Cilt O) ve Dünyanın Gözü’nü (Cilt 1)okumuşsunuzdur umarım ya da birazcık spoiler yemeye itirazınız yoktur çünkü Lan’in hikayesini ve karakterini kitaplardan anlatmak daha doğru olur.

*

al’Lan Mandragoran, Afet’i ve Afet’in dehşetini dünyadan uzak tutan Sınırboylarının en uzak ucundaki Malkier ülkesinde veliaht olarak doğmuştur. Henüz kundaktayken Malkier’in bir dizi ihanet sonucunda Gölge’ye yenik düşeceği kesinleşince Al’Akir ve Kraliçesi el’Leanna beşikteki Lan’i yanlarına getirtir.

Bebek ellerine Malkier krallarının kılıcını verdiler, bugün de kullandığı kılıcı. Aes Sedailer tarafından, Efsaneler Çağı’nı getiren Güç Savaşı, Gölge Savaşı sırasında yapılan bir silah. Başını yağla mesh ettiler, ona Dai Shan, Taç Giymiş Savaş Lordu unvanını verdiler ve onu Malkier’in bir sonraki Kral’ı olarak takdis ettiler. Onun adına Malkier krallarının ve kraliçelerinin kadim yeminini ettiler.

Demir sertliğini korudukça, taş baki kaldıkça Gölge’ye karşı direnmek için.
Tek bir damla kan kalana kadar Malkierlileri savunmak için.
Savunulmayanın intikamını almak için.

El’Leanna, oğlunun boynuna, hatırlanmak için bir saç tutamı yerleştirdi ve Kraliçe’nin kendi elleri tarafından kundaklanan bebek Kralın Askerleri’nden seçilmiş yirmi adama, en iyi kılıç ustalarına, en ölümcül savaşçılara teslim edildi. Aldıkları emir şuydu: çocuğu Fal Moran’a götürmek.

Askerlerden yalnızca beşi Fal Moran’a canlı ulaştı. Hepsi yaralıydı, ama çocuğa zarar gelmemişti. Beşikten itibaren ona bildikleri her şeyi öğrettiler. Başka çocuklar oyuncaklarla oynarken o silahları öğrendi, başka çocuklar bahçelerini keşfederken o Afet’i keşfetti. Beşiğinin üzerinde edilen yemin zihnine kazındı. Artık savunulacak bir şey kalmadı, ama intikam alabilir. Unvanlarını kullanmayı reddediyor, ama Sınırboyları’nda ona Taçlanmamış diyorlar ve Malkier’in Altın Turna sancağını kaldırsa onu bir ordu takip eder. Ama insanları ölümlerine götürmeyecek. Afet’te, bir kız ile flört eden bir delikanlı gibi ölümle flört ediyor, ama başkalarını aynı şeye sürüklemeyi reddediyor.

Anlaşılacağı üzere al’Lan Mandragoran henüz kundakta iken Malkier’den kesin ölüm anlamına gelen yerden kaçırılmış ve Shienar’a Fal Moran’a getirilmiştir. Burada Malkier gelenek ve adetlerine göre yetiştirilmiştir.

Elayne Lan hakkında şöyle düşünür ‘Hiç çocuk olmamış bir adam‘ ve görüldüğü üzere haklıdır da. Lan, çocukluğundan itibaren bir kılıç ustası,general ve kral olacak şekilde yetiştirilir. Bu yüzden belki de yaşayan en iyi kılıç ustasıdır, bir muhafız olduğundan pek gösteremese de iyi bir general ve asillerden de asil bir lorddur. Aynı zamanda kayıp bir ülkünün savunucusu ve son neferidir ki bu durum tüm karakterine işlemiştir.

Lan 15 yaşına geldiğinde Edeyn Arrel onu carneira’sı yapar, bu bir çeşit eğreti gelin adeti gibi birşey, filmi hatırlıyorsanız eğer. Ki madem konu bundan açıldı, Lan bekleneceği üzere hanım kısmını gözü görmeyen biri değildir aksine gençliğinden itibaren kadınlar arasında oldukça popülerdir. Yani Nynaeve ilk değil onu söylemeye çalışıyorum ama tam,kesin ve son.

Edeyn Arrel’in özelliği ve önemi şurada, her sıradan asil gibi kadın da Lan adına ve Lan için plan ve entrikalar yapmaktadır. Lan üzerinde yukarıdaki durumdan dolayı bir güç ve hakimiyeti vardır ve ikilinin bağı gizli de değildir. Öyle ki yıllar sonra Malkier’in Altın Turna sancağını açıp Lan adına ordu toplamaya çalışacaktır.

Lan 16 yaşına geldiğinde hadori takmaya başlar, bu İki Nehir’de kadınların saçlarını örme izni alması gibi bir adettir ve buna göre Lan artık bir erkektir. Ve Afet ile savaşı böylelikle başlar, tek başına ya da akıl hocası Bukama eşliğinde ama yanına asla adam almadan Afet ile savaşır. Ümitsiz olduğunu, eline hiçbirşey geçmeyeceğini bilerek.

Yıllar sonra Aiel Savaşı patlak verir ve Lan Büyük Koalisyon adı verilen müttefik güçlere katılarak küçük bir Sınırboylu birliğini komuta eder. Savaştan sonra yanında Bukama ile tekrar kuzeye, Sınırboylarına döner.

Kandor’un başkenti Chachin yakınlarındaki Canluum kasabasında Edeyn Arrel’in kendi adına ordu topladığı haberini alır ve hemen ardından 6 suikastçinin saldırısına uğrar.

Edeyn Arrel ile yüzleşmek üzere Chachin’e gitmeye karar verir. Suikastçilerin hatırası henüz çok tazeyken yolda yalnız bir kadın tarafından takip edilirler. Kadının bir başka suikastçi ya da karanlıkdostu olduğu şüphesi ile tuzak kurarlar ve kaza eseri Lan kadını göle atar.

Görev,şeref ve kadın gibi kavramların neredeyse kutsal olduğu Sınırboylarında Lan kadına karşı borçlu hissetmektedir. Bu işin Aielcesi artık toh sahibidir ve Seanchancası bakışlarının yere inmesidir.

Lan bu sebeple kadının kasıtsız hakaretlerini, burnu büyük tavırlarını, emirlerini ve hergün ayrı bir boyuta ulaşan eşek şakalarını metanet ve sükunetle kabul edip sineye çeker. Yalnız gururu tepki vermesine mani olur. Kadın Aes Sedai olduğunu iddia ettikten sonra dahi.

Sonunda Chachin’e ulaşırlar ve Lan büyük bir ferahlamayla kadından ayrılarak Aesdaishar Sarayı’na yollanır. Lan Edeyn Arrel ile yüzleşmek isterken kadın Prens’in ve bir düzine daha asilin önünde Lan Mandragoran’ı Malkier Kralı ilan eder. Dolayısıyla Lan için işler sarpa sarar, üstelik kadın kendisini bir kez daha kafeslemiştir.

al'Lan Mandragoran

Taç giymemiş de olsa bir kralın carneirası olan Leydi Edeyn avantajından vazgeçmeye niyetli değildir, Lan ile aralarında epey yaş farkı olduğundan kralın karısı değil de kayınvalidesi olmaya niyetlenir. 17 yaşındaki kızı Iselle’e Lan’in hadorisini verip, hem gelinin annesi hem de damadın carneirası olarak ikisi adına ve namına verdiği kararla evlendirmek ister.

Lan’i düştüğü bu çıkmazdan bilmeden de olsa Moiraine kurtarır. Kadın Aesdaishar Sarayı’ndaki odasında birden hiç yoktan belirir ve ondan yardım ister. Hayır, talep eder. Hem de şöyle;

Yüzyıl Savaşları’nda verilmiş, o zamandan beri tutulan, Beyaz Kule çağırdığında Malkier’in at süreceğine dair bir bir yemin vardır. Ben bir Aes Sedai’yim ve seni çağırıyorum.

Lan sonunda kadına yardım etmeyi kabul eder. Kadına yardım etmenin bedeli onu bebekken sırtında taşıyan sahip olduğu tek dostun göğsünde bir hançerle ölü bir şekilde yatmasıdır. Önemsiz bir detay ise aşağı yukarı o anlarda birisinin onu ikinci defa öldürmeye çalışmasıdır.

Moiraine ile işin peşine düştüklerinde Kara Ajah’tan bir Aes Sedai, Iselle ve Ryne’nın Lord Brys ve oğlu Diryk’i öldürmek üzereyken bulurlar. Carneirasının kızı karanlıkdostlarına yardım ediyordu ve yoldaşı saydığı bir adam kesin olarak karanlıkdostuydu.

Lan tereddüt etmez, adam kılıç konusunda ondan daha iyi olsa ve tek kolunu neredeyse koparmış olsa da Ryne’ı öldürür. Çünkü düsturu şöyledir;

‘Ancak öldüğünde teslim olursun’

Ne var ki Lord Brys, Lord Diryk ve Iselle de ölmüştür.

‘Kara bir gün… Gördüğüm en kara gün’

der Lan.

Yine de çözülmemiş iki suikast girişimi vardır ki bunu da sırların efendisi Siuan çözüverir. Tıpkı Moiraine ve Siuan gibi Yenidendoğan Ejder’i arayan Gölge tipik özellik gösteren adayları teker teker katlederek Ejder’i Ejder olamadan önce öldürmek hedefindedir. Herkesin şansından bahsettiği Malkier Kralı’da bu adaylardan biridir.

Kızının,varisinin ölümüyle çöken Edeyn Arrel inzivaya çekilmeye karar verir ve daorisini Lan’e iade ederek bir anlamda onu azad eder.

Resimde Al'Lan Mondragoran ve Moiraine Damodred görülmektedir.
Resimde Al’Lan Mondragoran ve Moiraine Damodred görülmektedir.

Lan daorisi dahil geçmişine ait herşeyi yakıp Afet’e bir anlamda kendi ölümüne gidecekken Moiraine onu durdurur ve hikayesini, arayışını anlatır.

‘ Bu aynı savaş Lan. En önemli çatışma, ama yine de aynı savaş. Ve bu savaşı kazanabiliriz. ‘

 

Lan bir anlamda Afet’le vedalaşır, Aes Sedai’nin önünde diz çöküp kılıcını yere yatırır;

Annemin adına, sen ‘çek’ dediğinde çekecek, sen ‘kınına sok’ dediğinde kınına sokacağım. Annemin adına, sen ‘gel’ dediğinde gelecek, sen ‘git’ dediğinde gideceğim.

Ardından kılıcı öper. Kadim yemini etmiştir artık ve Moiraine onunla bağ kurar.

  • Dünyanın Gözü’nü okuduğunuzu sanıyorum çünkü onu okumayıp buraya kadar ne demeye okudunuz bilmiyorum – spoiler içerir!

*

Muhafız olarak geçen 20 yılın ardından, Lan 45 yaşında dünyanın yarısını arşınladıktan sonra Ejder’i bulacaklarını düşündükleri bir başka bölge olan İki Nehir’e gelir.