Haberler

Robert Jordan Röportajı (1991 – Starlog)

Robert Jordan’ın 1991 yılında Büyük Av yayınlandıktan hemen sonra Starlog’dan William B. Thompson isimli gazeteciye verdiği röportajın tercümesi aşağıda yer almaktadır.

*

Robert Jordan’ın ailesi bakıcı bulamadığında bu görevi ağabeyine teslim ettiler ki o da henüz dört yaşındaki kardeşine Mark Twain, Jules Verne, H.G. Welles ve benzeri türde kitaplar okuyarak yerine getirmeye çalıştı.

Ona okunan kitapların ortak noktası zengin içerikleri ve hayalgücünde yarattıkları güçlü etkiydi. Ve Jordan aşırı derecede hevesli ve çalışkandı.

‘Hayalgücünü oldukça çalıştırıyordu, filmlerden daha iyi şekilde. Tüm hikayeyi kafamda görselleştirebiliyordum. 5 yaşına geldiğimde kendi kendime okumayı öğrendim’

Bir nevi Burl Ives gibi, aynı zeka, derin gözler, canlı tavırlar, yaramaz bir sırıtış ile şu an 40’larında olan Jordan pek çok farklı edebi yollardaki tecrübesinin ardından şimdilerde fantezi diyarlarında keşfe çıkmış vaziyette.

Hakkındaki yorumlara ve satış rakamlarına baktığımızda kalemi bir yolkesicinin bıçağı kadar keskin veya bir büyücünün tılsımı kadar güçlü gözüküyor.

‘Reagan O’Neal’ ve ‘Jackson O’Reilly’ isimleri ile de kitaplardan yazmış olan Jordan, kısa süre önce Torbooks tarafından yayınlanan Zaman Çarkı isimli altı kitap olması planlanan fantastik serinin ikinci kitabını tamamladı. İlk kitap Dünyanın Gözü’nün yazımı dört yıl sürmüştü. 1990 Şubat’ında yayınlanan ilk kitap yayınlanmasının hemen ardından en çok satanlar listesinde hızla yükseldi. İkinci cilt Büyük Av bu sonbaharda yayınlandı ve peşisıra üçüncü kitabın 1991 Aralık ayında yayınlanması planlanıyor.

‘Aslında ben ‘seri’ tanımını kullanmayı tercih etmiyorum çünkü yazar aynı yaratıcı duyarlılıkla sonsuza kadar kitap yazacakmış gibi geliyor kulağa’ diyor tüm ömrünü Güney Carolina/Charleston sakini olarak geçiren Jordan. ‘Her kitap başlı başına bir eserdir. Büyük Av bir devam kitabı evet ancak ilk olarak bu kitabın kapağını açan kimsenin aldatılmış veya dışarıda bırakılmış hissetmemesi için çok çalıştım’. Kitaplar Kelt, Norveç, Ortadoğu ve Kızılderili mitlerini Ortaçağ dünyasında birleştirmesi ile akla J.R.R. Tolkien’i getiriyor ve onun eserleriyle kıyaslanıyor. Jordan kaderine boyun eğmiş şekilde gülerek kabul ediyor.

‘Bir yandan, gurur verici. Diğer yandan, söylemeliyim ki fazla abartılıyor. Öte yandan, Tolkien bu alanda Yüzüklerin Efendisi ve diğer kitaplarıyla o kadar çok şeyi kapsadı ki Beethoven’ın müzikte yaptığını fantezi alanında yapmış oldu.

Uzunca bir süre inanıldı ki Beethoven tarafından inşa edilmemiş hiçbirşey üretilmedi. Kendi payına Tolkien bir gelenek inşa ederken kendine sağlam bir dayanak sağlamış oldu. Her ne kadar şimdi bu temelde bir yer oluşturmak zor olsa da, Stephen R.Donaldson gibi insanlar bunu başarıyor. Umarım bende başarırım’

 Yıllar boyunca kurgu türü bir çeşit üvey evlat muamelesinden çok çekti, bunun kısmen sebebi ise çeşitli kategorilerde kalıplaşmış, birbirinin benzeri, baştan savma işlerin çok fazla olması idi. Ancak yine Jordan’ın da işaret ettiği gibi bu herhangibi bir tür edebi tür için söylenebilir.

Kurgu türünden bağımsız olarak – fantezi, batı, tarihi- türlerini araştırıyor ve yaratıcı tekdüzeliği yani temel kurgu formülüne körü körüne bağlı kalmayı reddediyor.

‘Kurgu yaşayacaktır, Moby Dick bir macera hikayesi, Tanrı aşkına. William Shakespeare komediler yazdı, Nathaniel Hawthorne gizem romanları yazdı. Bir kitabın başına gelebilecek en kötü şey onu bir alanda sınırlamanızdır. Ve yazdığınız her kitabın, hangi türde olursa olsun, önceki yayınlanmış eserlerden daha iyi olması için çabalamanız gerekir. Bir gün Canterbury Hikâyeleri gibi bir şey yazmayı umarsınız, 1.000 yıl yaşayan bir eser.’

Hayalgücü Ustalığı

Hikayelerini oldukça görsel bir şekilde hazırlayan Jordan,  Joan Vinge, Fred Saberhagen, Marian Zimmer Bradley, Anne Rice, Roger Zelazyn ve Donaldson gibi çağdaş ‘fantazistler’ ve bilim-kurgu yazarları arasına katılıyor.

Ancak Jordan fanteziyi çok fazla alana yayılmış geniş moda eğilimleri olarak görüyor (But Jordan sees fantasy splitting into altogether too many lines to assay broad trends.)

‘Temel olarak elinizde sihir gerçeği, yüksek hayal gücü, kılıç ve büyücülük ve bunun altında yatan en azından yarım düzine alt türler var. Yani yazarken belirli bir yön ön görmek oldukça güç’

Yine de fantezi literatürü, Tolkien örneğinde olduğu gibi, ustalık gerektirir çünkü insan ruhunda derinlere dokunur: iyi ve kötünün kolayca ayırt edilebildiği daha basit bir hayata özlem. Dahası diyor Jordan, fantezi iyi kurgulanmış ancak sonsuz bir evren sunar’

‘İyi ve kötü arasındaki sonsuz çatışmayı temsil eden teknolojik bilim kurgudan kaçındık. Gerçekten de biz herşeyi grinin tonları etrafında gördük. Pek çok belirsizlik ve gri alan olduğunu kabul etsem de iyi ve kötü de vardır. İyi ve kötü tariflerinin yapılarak ayrıldığı alanlar sadece fantezi ve korkudur.’

‘Bilimkurguda önceden böyle bir yaklaşık vardı, katı, teorik ve asıl amacın bilimin iletilmesinde ve anlaşılmasında rol oynaması şeklinde. Elbette, bu en iyi bilimkurgularda nadiren geçerli oldu, kurgunun aslında olması gerektiği gibi katı kurallar izlemediği eserlerde. Aksine, insanlar esas alındı. Ve her ne kadar benim kitaplarımda büyüler ve efsunlar olmasa da, ‘büyücüler’ evreni oluşturan güce dokunuyorlardı. ‘

Jordan’ın fantezi yazıyor olması hayatı kahramanlık ve hayalperest temelli gördüğünü göstermiyor. Tam tersi şekilde bakıyor, en azından fantezi dünyasında harikalar yaratmaya başladığından beri. ‘Fantezi yazmadan önce, dünyayı hayalperest şekilde görüyordum, göz alıcı ve acayip şekilde. Bazı açılardan hala öyleyim. Benim hayalperest illüzyonlarıma 12 yaşında okuduğum Machiavelli’nin Prens kitabı deva oldu’

Dünyayı  ‘gerçek dışı’ olarak tanımladığı şekilde görmüyor. Bilakis,

‘Geçmişimizde ve geleceğimizde var. Bunlar bizim efsanelerimiz çünkü Hint efsanelerine göre zaman bir çarktır ve bizlerde bu mitin tohumlarıyız. Benim kitaplarımdaki dünya gerçek olduğundan belirli bir miktar teknoloji içeriyorlar. Karakterlerin yaşadığı zaman bizim geçmişimiz ve geleceğimiz. Benim burada oluşturduğum şey ise doğa ve efsanelerin kaynağının bir varyasyonu.

Jordan’ın fantezi macerası pek çok açıdan sinema gibi, iyisiyle kötüsüyle kurgu filmlerine olan büyük düşkünlüğünden bir miras belki de. Jordan okuyucuyu hikayeyi görmeye, aynı zamanda duymaya, koklamaya ve hissetmeye yöneltmeye çalışacak şekilde yazmaya çalıştığını söylüyor.

‘Ben hikayelerimi sanki sesli okunacakmış gibi bir yaklaşımla yazmaya çalışıyorum. Pek çok kitap bu şekilde yazılmaz ve değerinden bir şey kaybetmez ancak ben klasik bir hikaye anlatıcısı etkisi yaratmaya çalışıyorum. Pek çok fantezi yazarı gibi sadece fantezi kitabı okuyan değil fantezi ve bilimkurgu filmlerini seven ve giden biriyim. Yakın zamanda muhtemelen Excalibur filmine iki düzine defa gideceğim. Kurgu türünün biraz dışında ancak Apocalypse Now filminin kesinlikle üzerimde etkisi oldu. Neredeyse tüm detaylar yanlıştı ama yine de fantastik elementler mekanın hissini yakalıyor, gerçeküstü hissi tecrübe ediyorsunuz.

Jordan Güneydoğu Asya hakkında birkaç şey biliyor, 1968-1970 yılları arasında iki yıl Vietnam’da hizmet verdi ve bir helikopter personeli olarak Ayırt Edici Uçan Haç ve Bronz Yıldız madalyaları ile ödüllendirildi. Hala bir gün yaşadığı tecrübelerle ilgili bir kitap yazmayı umut ediyor.

‘Fakat Vietnam hakkında yazmanın zorluğu nedeni beni kitap yazmaktan alıkoyuyor. Korkunç derecede çok insan savaş ile başedemiyor, onlara ne yaptığı ve onları nasıl değiştirdiğiyle’

Savaş tecrübesi oluşturduğu hikayeyi etkilese veya doğrudan kurguya aktarılsa da benim için zor oldu diyor Jordan

‘Benim kitaplarımda yer alan askeri karakterler askerlerin nasıl olduğu, savaş hakkında, asker olmak hakkında , siviller hakkında ne hissettikleri bakımından daha gerçekçi. Bununda ötesinde Vietnam’da geçirdiğim zaman belirli bir ahlaki görüş edinmemi sağladı. Sadece benim başımdan geçenler değil ama bizler için herşeylerini ortaya koyan insanların bırakılması da… Beni bir ahlaki ve hem dini hem de felsefi bir sorgulama arayışına itti. Tekraren Zaman Çarkı’nın ana temalarından biri de iyi ve kötü güçler arasındaki mücadeledir. Biri kötülükle savaşırken kendisi de kötü olmadan ne kadar ileri gidebilir? Ya da kötünün zaferi pahasına kendi saflığınızı korur musunuz? Hoşuma giden bir deyiş şöyle diyor, eğer cevap çok basitse muhtemelen yanlış soruyu sormuşsunuzdur.

Heykeltraş gibi

Askeri hizmetinin ardından Jordan askeri okula girdi, ve 1974 yılında fizik alanında mezun oldu. Zamanla Nükleer mühendisi olarak donanmaya katıldı. Ciddi bir diz sakatlığının ardından iyileşme döneminde okuduğu yazarların işlerinden duyduğu sıkıntı onu yazmaya itti.

İlk kitabı Altaii Savaşçısı bir fanteziydi. Kitabı yayınlama hayali de öyle. Jordan tarafından imzalanan kitap kontratı güya aşırı taleplerinden dolayı feshedildi. Bu aksiliğe rağmen Jordan kimse için çalışmamaya ve bundan böyle tam zamanlı olarak yazmaya karar verdi.

John Jakes’in daha önce yaptığının aksine Jordan jenerasyon serilerinden fantastiğe geçiş yapmıştı. Ancak ilk önemli ticari başarısı 1980 yılında tarihi roman The Fallon Blood ile geldi. Bundan on bir yıl sonra Jordan dans ve tiyatro eleştirisi dahil pek çok alanda çalışmalar yaptı.

‘Ne ilgili yazıyorsam ondan keyif alıyorum. Şu anda fantezi yazmak istiyorum. Ancak korku,gizem, şiir veya bilimkurgu yazmaktan da hoşlanıyorum. Fantezi yeterince zorlayıcı. Günbegün herşeyi taze tutmaya çalışıyorum ki kendi kendimin taklidi olmayayım ve komik duruma düşmeyeyim. Aynı zamanda bir dünyada çok uzun süre kalarak bir tür tükenmişlik sendromuna kapılma endişesi de yaşıyorum bazen.’

Jordan Conan romanları yazdığı dönemde bu sorular soruldu. TorBooks 1981’de Robert.E.Howard tarafından yaratılan ve L. Sprague de Camp, Lin Carter, Poul Anderson ve diğerleri tarafından devam ettirilen seriyi tekrar ele alması için Jordan’ı seçti.

‘Bir Conan kitabı yazma teklifini hemen reddettim. Bir başkasının dünyasında yazma olasılığı hakkında şüpheliydim. Ama sonradan, bunu yapmayı kabul ettim ve hedeflenen genç okuyucular için karakterin gençliğine dönmenin ideal olduğunu farkedince şaşırdım. Conan romanları yazmak oldukça katı bir çerçeve içerisinde hareket etmeyi gerektiriyordu ve dediğim gibi başkaları tarafından zorlanmayı ve sıkıştırılmayı pek hoş karşılamıyorum. Bu nedenle başkaları tarafından oluşturulan bir kutunun içerisinde nasıl yeni ve orijinal bir içerik çıkarabileceğim sorusunun çözümünü bulmak zorundaydım.’

Jordan, Tor bünyesinde danışman olarak çalışmaya devam etti, Roland Green, Leonard Carpenter ve Steve Perry tarafından yazılan Conan romanları olmak üzere çeşitli yazarların çeşitli çalışmalarının editörlüğünü yaptı. ‘Dürüst olmak gerekirse editör olduktan sonra çok daha iyi bir yazar olduğumu düşünüyorum’ diye kabulleniyor durumu.

Sonsuza Dek Yazar

Fantezi kitabı yazma işinde Jordan, Donaldson’un Thomas Covenant serisi ve Stephen King’in korku kitaplarından etkilenmekten çok eğlenmiş.

Yazdığı fantezi kitabının ortalarına gelmeden hiç fantezi kitabı okumamış ‘Fantezi yazarken, diğer türleri, felsefeyi, tarihi, biyografi ve mitoloji okumayı alışkanlık haline getirdim’

Yazma sürecinde çok hevesli ve çalışkan

‘Benim amacım günde en az altı saat yazmak. Eğer saat 11’e kadar yazmaya başlamamışsam kendimi çok tembel hissederim. Görüyorsunuz yazmak benim hayatımdaki ana aktivite ki bu iyi bir şey olabilir de olmayabilir de. Bu konudaki hislerim gidip geliyor. Çalışmalarım hakkında manik depresif olabiliyorum. Bu olduğunda, bence  çalışmalarım hakkında kötü kararlar veriyorum.

Jordan için süreç zahmetli ve istikrarsız.

‘Sadece geliyor. Bazen çok zor geliyor. Ama kendime ‘Sırada ne var’ veya ‘Şimdi ne yazmalıyım’ demenin hiçbir sonucu yok. Bu bazen hikayede geriye gidip değişiklikler yapmıyorum demek değil tabi.

Jordan, Zaman Çarkı’nın bir seri olmasına hiç niyetlenmemiş. Başlangıcı ve sonu belli olan tek bir kitap olarak başlamış.

‘Ama 45 santim kalığında bir kitaba kitaplığınızda yer bulmak zor olurdu. Taslağı yayıncıya götürdüm ve orada elimde dört, beş veya altı kitap buldum. Ne diyebilirim ki? Altı kitaplık bir sözleşme imzaladım’

Çeşitli takma isimlerine gelince, bu isimler Jordan’ın kendisinin, devrim öncesinden kalma evini paylaştığı eşi ve editörü Harriet P.McDougal ile özel yaşamının ‘özel’ kalması konusundaki hassasiyetini gösteriyor.

‘Aynı zamanda yayıncıların neyi kabul edeceği hakkında ticari bir kaygı da vardı. Eğer Robert Jordan ismi ile bir korku kitabı yazsaydım, yayıncılar kabul edecekti. Ama eğer Robert Jordan olarak tekrar bir gizem kitabı, daha önce yazdıklarımdan oldukça farklı bir şey, ile gitseydim üzerinde büyük tartışmalar dönecekti, eğer mümkünse kaçınmak istediğim türden bir rahatsızlık. Editör ve yayıncılarla az kavga etmediğimden değil.’

‘Tüm bunların ötesinde farklı kimliklerden oldukça hoşlandım’

‘Eğer şanslıysanız insanlar siz öldükten 20 yıl sonra bile kitaplarınızı okuyordur. Eğer çok şanslıysanız bu süre 50 yıl olabilir ve sıradışı bir talihe sahipseniz bu süre 100 yıl olabilir’

‘Yazar ölümsüzlüğü elde edemez’ diyor Robert Jordan ‘Ama kitaplar eder. Ve eğer insanlar bugünden yüzyıllar sonra bile kitaplarımı okuyup iyi vakit geçirecek olurlarsa, benim için bundan daha mutluluk verici bir şey olamaz.’

Bir Cevap Yazın