Dünya

Tarihçeler VII: On Ulus

Her ne kadar Kırılış tamamen sonlanmadan insanlar yeni köy ve kasabalar inşa etmeye soyunmuş olsa da yeni şehirlerin ortaya çıkması için Kırılış’tan sonra birkaç on yıl geçmesi gerekti. Yeni ulusların yükselmesi ise bir tam yüzyıl sürdü. Kırılış dünya nüfusunu kırıp geçirmişti, insanların hayatta kalma çabasından başını kaldırıp yeni sınırlar çizmesi bu nedenle gecikti. Ancak Kırılıştan Sonra 2019 yılına gelindiğinde, artık ana kara üzerinde on yeni krallık kurulmuştu ki bu devre verilen bir diğer isim de On Ulus dönemidir.

Kırılış’tan doğan bu yeni diyar, eskiden olduğu gibi şimdi de batıda Artyh Okyanusu’na uzanıyordu, güneyde Fırtınalar Denizi ve doğuda da Dünyanın Omurgası denen dağlarla çevriliydi. Daha beteri, kuzeyde Büyük Afet denen hastalıklı engin topraklar uzanıyordu. Bu topraklar Efsaneler Çağı’nda Shayol Ghul’ün etrafında oluşan Lanetli Topraklar’ın mirasçısıydı. Shayol Ghul’de Kırılış’ı atlatanlar arasındaydı ve şimdi izole bir noktada Kıyamet Dağları’nın birkaç yüz kilometre kuzeyinde tehditkar bir biçimde tüm kıtaya hakimdi. Myrddraal, Trolloclar, Karanlıktazıları, Draghkarlar ve hatta her ne kadar artık evrim geçiremese de Jumaralar dahi Kırılış’tan sığ çıkmıştı ve tüm Afet’e yayılmışlardı. Zaman zaman Afet’ten çıkarak güneye baskınlar yapıyorlardı. Neyse ki Gölgedölleri’de Kırılış’tan en az insanlar ve Ogierler kadar zarar görmüştü ve bu baskınlara Kırılış sonrası ilk birkaç yüzyıl rastlanmadı.

Batı sahil şeridine bakan üç büyük takım ada Deniz Halkı’na aitti, Aile Dashar, Aile Somera ve Aile Jafar. Bir noktada Deniz Halkı Aile Dashar adasını tahliye ederek ayrıldı, büyük ihtimalle Büyük Afet’e yakınlığından dolayı. Güneybatı kıyılarında komşu devasa ada Tremalking, zannedildiği gibi Atha’an Miere’nin başkenti değil ancak sahip olduğu en büyük adadır. Tremalking’in doğusunda iki ada daha bulunmaktadır, Qaim ve Cindaking.

Ejderduvarı’nın öte yanında engin ve kaynakları kıt, zor bir iklime sahip toprakları sahiplenen Aiel denen bir savaşçı toplum bulunuyordu. Bu nedenle bu topraklara Aiel Kıraçları’da denildi. Aieller, Tenekeciler, Aşıklar ve Çerçiler dışında topraklarına giren herkesi öldürmede oldukça etkiliydi ve bu ünleri çabucak duyuldu. Bu nedenle Aiel Kıraçları’nın ötesinde ne yattığı hakkında kimsenin pek fikri yoktu.

Aiel Kıraçları’nın ötesinde ana kara olarak bilinen batı diyarlarından daha geniş toprakların varlığını keşfedenler ise Deniz Halkı oldu. Kigali, Co’dansin, Shibouya, Shamara ve daha pek çok isme sahip bu ülkenin en bilindik ismi ise Shara’ydı. Görünüşe göre Kırılış’tan sonra kısa sürede çok etkili bir şekilde bir ulus olarak birleşen Shara’nın fetih için batıya gelme gibi bir arzusu da yoktu. Deniz Halkı ile ticaret yapmayı kabul etmelerinin ardından Aieller’de tüccarların Shara ile ticaret yapması için karadan geçişine izin verdi. Sharalıar ülkelerinin yabancılar tarafından görülmesini istemediklerinden Deniz Halkı’nın ticaret yapabileceği beş liman ve tüccarlar için Şafak Tepeleri yakınlarında altı ticaret kasabası inşa ettiler.

Peki Aryth Okyanusu ve Fırtınalar Denizi’nin ötesinde ne yatıyordu? Yalnızca Deniz Halkı’nın en büyük gemileri bu büyük okyanusları aşabiliyordu ve yolculuğa çıkan gemiler dnmüyordu. Nihayet, Deniz Halkı kaşifleri güneyde çok uzaklardaki adalarda vahşi insanların kılıçlar ve Tek Güç ile birbirini öldürdüğü haberi ile döndüler. Bu insanlar düşmanca davranıyordu, deliydi ve ticaret ya da barış görüşmeleri ile tamamen ilgisizlerdi. Deniz Halkı bu adayı haritada ‘Deli Adamların Diyarı’ olarak işaretledi ve buraya gitmeyi reddettiler ki bu sonraları bir gelenek halini aldı. Batıya giden gemilerden dönen pek azı oralarda ‘Ölü Adaların’ yattığı iddia etti, karanlık diyarlarda gizlenen canavarların birbiri ve adada yaşayan pek az insanın savaştığı yerler olduğunu anlattılar.

Ana karada ise bu dönemde on ulus bulunuyordu, kuzeyde Jaramide ve Aramaelle, Büyük Afet boyunca Safer ve Aelgar, Aryth Okyanusu kıyısında Eharon ve Essenia, güneyde Fırtınalar Denizi kıyısında Almoren, doğuda Dünyanın Omurgası eteklerinde Almoren, Puslu Dağların doğusunda Manetheren ve Aridhol ve son olarak kıtanın tam merkezinde Coremanda yer alıyordu.

On Ulus haritası

Tüm bu uluslar ilk başta şehir devletleri olarak kurulmuştu. Bazen diğer şehirlerle ortak çıkarları doğrultusunda birleşiyor ancak ağırlıklı olarak fetih yolu ile genişleyip bir ulus halini alıyorlardı. Ülkeler arasında küçük savaşlar, ki en kanlısı Safer ve Manetheren arasında yaşanmıştı, çıksa da artan Aes Sedai etkisi anlaşmazlıkları çözerek savaşları engeller hale gelmişti.

Kırılıştan Sonra 209 yılında ülkelerin hükümdarları Aes Sedailerin ev sahipliği yaptığı bir konferans için Tar Valon’a geldiler. Artık dünya Kırılış’ı atlattığına göre dedi Aes Sedailer, insanoğlu Efsaneler Çağı’nın mucizelerine tekrar ulaşmaya çalışmalı. Bu ancak herkes birlikte çalışır ve barış içinde yaşarsa başarılabilir. Ardından bu öneri yazıya geçirilerek On Ulus Paktı adını aldı. Bu Pakt ile On Ulus kıta genelinde geçerli barış ilan etmiş oluyordu.

On Ulus Paktı yaklaşık 1500 yıl dayandı, sınırlar açıldı ve ticaret attı. İnsanlar hayatta kalmanın ötesine geçerek yeni bir medeniyet kurmaya başardılar. Aes Sedailer de hem barışı muhafaza ediyor hem de kayıp Yeti ve yönlendirme becerilerini tekrar keşfetmeye çalışıyorlardı. Muhafız bağı ve bir erkeğin muhafız olarak Aes Sedai ile bağ kurabilmesi de bu dönemde keşfedildi.

Bir noktada Aes Sedailerin barışı koruyan kadife eldiven içerisindeki demir yumruğu halkların Aes Sedailerin gerçek maksadını ve güvenilirliğini sorgulamasına yol açtı. Karşılık olarak Aes Sedailer Üç Yemin’i duyurdu. Yemin Çubuğu olarak bilinen ter’angreal edilen yemini kişinin ruhuna bağlıyordu ve yeminleri aşmanın nefes almayı bırakmaya çalışmaktan farkı yoktu. Üç Yemin, doğru olmayan bir şey söylememek, bir insanın diğerine zarar verebileceği bir silah yapmamak, Tek Güç’ü Gölgedölleri dışında, kendisi, Muhafızı veya bir başkasının hayatını kurtarmak dışında zarar vermek için kullanmamayı içeriyordu.

Tar Valon’un bu dönemde ülkelerle ilişkileri mükemmel seviyedeydi. Hükümdarların istisnasız birden çok Aes Sedai danışmanı vardı ve bazı durumlarda Aes Sedailerin kendisi hükümdar olmuştu. Aramaelle Kraliçesi Mabriam en Shareed, ülkesi adına Paktı imzalayan ve diğer hükümdarların imzalaması için ikna çalışmalarında yoğun çaba gösteren kraliçe, aynı zamanda Yeşil Ajah’tan bir Aes Sedai idi. Paktın başından sonuna değin diğer ülkelerin de başında Aes Sedai hükümdarlar oldu. Bazı durumlarda krallar Aes Sedai danışmanları ile evlendi.

Beyaz Kule’nin dünya siyasetinde çok aktif ve ülke yönetimlerinde çok etkin olması tüm dünyanın Ejder Kehanetlerinden haberdar olmasını sağladı. Karaethon Döngüsü isimli kitapta toplanan kehanetler, Karanlık Varlık’ın dönüşünü ve Ejder’in onunla savaşmak için yeniden doğacağını haber veiyordu. Kehanetlerin çoğu belirsiz ve farklı yorumlara açık olsa da tek bir şey oldukça açıktı. Yenidendoğan Ejder olmadan, dünya Gölge karşısında düşecekti. Onunla birlikte dünya yeni bir Kırılış’a sürüklenebilirdi ama en azından birşeyleri kurtarma şansı vardı.

Bir takım zorluklara rağmen, bu yüzyıllar bazı istisnalar dışında barış içinde geçti. Kuzey ülkeleri Aramaelle ve Jaramide zaman zaman sınır çatışmaları yaşadı ve Büyük Afet’ten sızarak sınıra baskın yapan Gölgedölleri’nin saldırılarına maruz kaldılar. Aramaelle, Almoren, Essenia arasında da sınır çatışmaları yaşandı.

İlk büyük anlaşmazlık Kırılıştan Sonra 355 yılında yaşandı. O yıl Raolin Karanlıkbelası isimli bir adam Tek Güç yönlendirebildiğini keşfetti. Yazgısının delirmek ve ölmek olduğunu kabullenemeyen Raolin, kendini Yenidendoğan Ejder ilan etti ve yanına pek çok taraftar topladı. Taraftarlarını Essenia’ya, Tear Taşı’nı düşürmek üzere götürdü ancak uzun kuşatmaya rağmen başarılı olamadı. Aes Sedailer onun taklitçi olduğunu keşfettiğinde onu Sahte Ejder ilan ettiler. On Ulus ona karşı birleşerek ayaklandı ve Raolin Karanlıkbelası ele geçirilerek Tar Valon’a götürüldükten sonra ehlileştirildi. Taraftarları Beyaz Kule’ye saldırarak onu kaçırmaya çalıştıysa da başarısız oldular.

Ülkeler arasında süregelen barış, insanlığın yeniden ayağa kalkmasını, ülkelerin yeniden yükselmesini ve eskiyi çağrıştıran medeniyetin tekrar yükseleceği umutlarını yeşertti. Bazıları yeni bir Efsaneler Çağı yolunda olunduğunu iddia ediyordu ancak mümkün olmayacaktı…

Bir Cevap Yazın