Dünya

Tarihçeler VI: Kırılıştan Sonra

Kırılış’ı yaşayan dünyada artık Efsaneler Çağı mucizeleri, bolluk ve refahı ancak hikayelerde kalmıştı. Bilinen uygarlık yok olmuş insanlar dehşet içerisinde doğal olmayan afet ve yıkımlardan kaçıyor, çalıyor, yağmalıyor ve öldürüyordu. Neyse ki Kırılış’ta son erkek Aes Sedai’nin ölümü ile son buldu, ne var ki artık insanların önünde yeni bir dünya vardı ve eskiye dönmek mümkün gözükmüyordu.

Bu yazıda Kırılış’tan sonra günümüz halklarının nasıl oluştuğunu, özellikle Atha’an Miere, Aiel ve modern Aes Sedailerin değişim ve gelişim sürecine ışık tutuyor, önceki yazılarda olduğu gibi birkaç ek ve eksiltme ile Wertzone’dan alıntıdır.

KIRILIŞTAN SONRA

Dünyanın Kırılış süreci tüm şiddetiyle devam ederken liman şehirlerinde yaşayan pek çok insan bu felaketten kurtulmanın çözümünü denizlerde aradı. Efsaneler Çağı’nın ilim ve maharetiyle inşa edilmiş devasa gemiler sayesinde amaçlarına da ulaştılar. Zira Gölge Savaşı’nda dahi denizlerde pek fazla savaş yaşanmadığından limanlar ve gemiler işler vaziyetteydi. Gemilere yetişebilen insanlar, açıklarda güven içerisinde toprağın denize karıştığını ve denizin içerisinden yeni adaların yükseldiğine tanıklık etti.Kırılış etkisini yitirmeye başlayıp fırtına bulutları dağıldığında, gemiler yolcularını en yakın adalara tahliye etti ve bu adalarda yeni şehirler kurmaya başladılar. Her ne kadar ana karadaki kargaşa ve kaostan uzakta güven içerisinde yaşasalar da gemilerde geçen zaman ada halklarını denize bağlamaya yetmişti. Onları adalara getiren gemiler bir süre sonra kullanılamaz hale geldi ve Efsaneler Çağı’nın ilmi de kaybedildiğinden yeni devasa gemiler inşa etmek mümkün olmasa da kendilerine has tahtadan küçük gemiler inşa etmeyi başardılar.Ada halkları zaman içerisinde Denizin İnsanları anlamına gelen Atha’an Miere adını aldılar veya daha bilindik ismi ile Deniz Halkı. Onlarınki yeni dünyadaki en eski medeniyetti, Kırılış sürerken oluşturulmuştu. Uzaktaki adalarda kurdukları şehirler zamanla doldu ve kıtaya en yakın adalara kadar yayıldılar, bugün bu adalardan bazıları Qaim, Cindaking, Tremalking ve Aile Somara, Aile Jagar ile Aile Dashar olarak bilinmektedir. Gerçi Afetli toprakların batısında yer alan Aile Dashar daha sonraları terkedilmiştir.

Deniz Halkı denize döndü, ana karadaki şehirlerle ticaret yaptı ve uzak okyanusları keşfetti ancak bazıları adalardan ayrılmayı reddetti, bu insanlar Amayarlar olarak bilinmektedir. Amayarlar farklı tür insanlardı, fiziksel olarak Deniz Halkı’ndan daha kısa ve açık tenli olmanın dışında, Su Yolu adını verdikleri yarı-pasifist hayat tarzını benimseyen, hayatın yalnızca bir illüzyon, daha yüksek bir düzleme açılan kapı olduğuna inanan kişilerdi. Deniz Halkı’na tuhaf gelen bu inanışları dışında Amayarlar usta zanaatkarlar olduklarını çıkardıkları sanat eseri porselenlerle ispat etmişlerdi, bu eserleri ise ticaretlerinde kullanmaları için Deniz Halkı’na veriyorlardı ve bu sayede iki farklı halk haline gelen insanlar arasında derin bir bağ kurulmuş oldu.

Ana kara üzerinde, Tear şehri büyüyor ve gelişmektedir, hatta dışarı göç vermekte ve insanlar gruplar halinde yeni kasaba ve şehirler inşa etmek için ayrılmaktadır. Yeni kıta üzerinde ortaya çıkan ikinci büyük şehir, batı kıtasında üç büyük yarımadanın okyanusa uzandığı Mainelle (bugünkü adı ile Tanchico) şehri oldu.

Yeni şehir ve kasabalar yükselirken, Da’shain Aieller doğuya doğru yollarına devam ediyordu. Kırılış’tan sonraki ilk birkaç on yıl sonunda yüksek sıradağlara yani yolun sonuna ulaştılar. Yerliler bu dağlara Dünyanın Omurgası, bazısı da Ejderduvarı diyordu. Bu insanlar Aieller’e su ve korunma sağladılar, çok uzun süre sonra yüzlerine tükürmeyen veya isimlerini lanetlemeyen ilk insanlardı. Aieller onların nezaketini unutmamaya yemin ettiler, kimse paylaşmaz ve ağza alınmayacak kötülükler yaparken onlara yardımcı olan insanları borçlarını ödemeye söz verdiler. Yerliler daha batıya, geniş nehrin kıyılarına gideceklerini ve orada bir şehir kuracaklarını söylediler ki öyle de yaptılar. Birkaç yıl sonra temellerini attıkları şehir Al’cair’rahienallen adını aldı.

Bu sırada Aieller zorlu sıradağları aştıktan sonra bölündüler. Taşıdıkları yükten ve getirdiği felaketlerden, bitmeyen amaçsız yolculuktan usanmış bir kısmı, arabaları terkederek batıya uzanan yeni topraklara döndüler. Efsaneler Çağı sürerken söylenen özel bir şarkıyı duymuşlardı, bu yeni kurak ve çorak dünyayı değiştirebilecek bir şarkı, işte o şarkıyı arayıp tekrar bulmaya yemin ettiler. Diğer Da’shain Aieller, Aes Sedailere verdikleri yemini bozdukları için onları aralarından kovdu ve onlara ‘Kaybolmuşlar’ dediler. Sürgünler, diyar üzerinde dolanmaya devam ettiler, başlarına ne gelirse gelsin Yaprağın Yolu’na sadık kalmaya devam ettiler. Bir süre sonra insanlar onlara yeni bir isim verdiler, Tuatha’an veya Gezginler. Rengarenk arabalar içerisinde, hayatlarını ziyaret ettikleri köylerden aldıkları basit tamirat işleri ile kazanan insanlar haline geldiler ve yaptıkları iş onlara bir başka isim sağladı ‘Tenekeciler’

Yolculukları devam ettikçe Aieller bölünmeye devam etti. Bazıları Yaprağın Yolu’nu terketti ve halkını savunmak için ellerine mızrak aldılar. Ejderduvarının doğusu engin, sıcaktan kavrulmuş topraklardı ve bu topraklara hiç yağmur yağmıyordu. Bu denli zorlu topraklarda Aieller kendileri de değişmek zorunda kaldı. Yaprağın Yolu’nun bu topraklarda yeri yoktu. Nihayetinde mızrağı benimseyenlerin sayısı Yaprağın Yolu’na sadık kalanları aştı. Yola sadık kalan son Aieller, kadim lisanda Jenn Aieller olarak bilindi, Gerçek Aieller. Aes Sedailer de onlarla yolculuk ediyordu, görünüşe göre Kırılış’tan önce doğmuş olan son Aes Sedailer, umutsuzdu ancak sonunda Chaendaer adını verdikleri ve kıymetli bir bölge olarak değerlendirdikleri bir dağın eteğindeki küçük bir vadiye geldiler. Vadide büyük bir şehir, Rhuidean, inşa etmeye başladılar ve şehir duvarlarının içerisine yüzyıllar önce Paaran Disen’den taşıdıkları ter’angreal’leri yerleştirdiler. Aynı zamanda Kırılış’tan beri büyüyen tek Chora ağacını şehre diktiler. Ona Avendesora yani ‘Hayat Ağacı’ adını verdiler. Efsaneler Çağı’nda dünyanın her şehrindeki önemli cadde ve sokaklara chora ağacı ekilmesi bir adetti, şimdi ise yalnızca son bir tane kalmıştı.

Ne var ki Aiellerin yolculuğu fazlasıyla yorucuydu, birer birer yolculuğun ve zorlu iklimin şartlarına yenik düştüler. Sonunda yalnızca iki Aes Sedai sağ kaldı. Jenn Aieller, Rhuidean ile uğraşırken, diğer Aieller bu çorak topraklara yayıldılar, mezra ve klanlara ayrıldılar. Bu klanlar Ejderduvarı’nı keşif veya ticaret için aşan insanlarla olduğu kadar birbirleriyle de savaştılar. Sonra, sağ kalan tek Aes Sedai, Aiel önderlerini çağırdı. Onlara, Rhuidean’da özel bir takım araçların (ter’angreal) Karanlık Varlık’ın zindanına açılan delikten bugüne Aiel tarihini barındırdığı ve klan şefi olmak isteyen Aiel savaşçıları ile Bilge olmak isteyen Aiel kadınlarının Rhuidean’a girerek bu ter’angreal’den geçmeleri gerektiğini söyledi. Onun bu kararını kabul etmeyen klanların ise mutlaka yok olacağını da oradaki klan şeflerine bildirdi.

Aes Sedai’nin onlara bıraktığı son şey ise bir kehanetti. Bir gün, şafak vaktinde Rhuidean’dan bir adam çıkacaktı, klan şefleri ve Bilgelerde olmayan bir işaretle işaretlenecekti. Bu adam Car’a’carn, Şeflerin Şefi olacak ve Aielleri Ejderduvarı’nın öte tarafına taşıyarak onları tek bir halk haline getirecekti. Ardından da onları kıracak, kanlarını dönecek ve ancak kalıntının kalıntısı Yeni Çağın şafağını görebilecek kadar hayatta klabilecekti.

Sonunda Aes Sedai’de öldü ve takip eden birkaç on yıl içerisinde Jenn Aieller’de tükendi. Rhuidean şehri asla tamamlanamadı ama asla da işgale veya hırsızlığa uğramadı, Jenn’lerin ve Da’shain Aiellerin bir hatırası olarak kaldı.

Ejderduvarı’nın doğusunda bunlar olup biterken, batısında da yavaşça da olsa bir nizam kuruluyordu. Kırılış’tan dolayı dünyanın dört bir yanına dağılan yönlendirebilen kadınlar bir araya geldi. Kırılıştan Sonra 47 yılında gerçekleşen toplantıya on altı ana hizip ve onlarca sayısız küçük grup katıldı. Uzun süren görüşmelerin sonunda gruplar bir araya gelerek günümüz Aes Sedailerinin ataları oldular. Kurucu hizipler temel ilkelerini koruyarak ajahlar haline getirdiler, bu gruplar tek bir ideali ve amacı hedefliyorlardı. Efsaneler Çağı’nda ajahlar, oylamalarda kurulan geçici hizipleri temsil ederken artık ajahlar daha katı bir hal alarak hayat tarzı anlamına gelmeye başladı. Yeni ajahların ilk oyladıkları konu, yeni bir faaliyet alanı inşa etmek oldu. O vakte kadar Ejderdağı’nın Ejder’in ebedi istirahatgahı olduğunu öğrenilmişti ve kendilerine Ejder’in bir gün yeniden doğacağını hatırlatması için o bölgede uygun bir yere yerleşmeyi kararlaştırdılar. Yeni bir şehir için ideal yeri kısa sürede tespit ettiler, stratejik olarak mükemmel konumda, 3 kilometre genişliğinde 12 kilometre uzunluğunda devasa bir nehrin, Erinin’in üzerinde bir ada. Kıtanın en uzak köşelerine kadar temsilciler göndererek yetenekli taş ustaları ve inşaatçıları buraya davet ettiler.

Kırılış süresince, tamamı olmasa da çoğu Ogier, yıkım ve kaosun şiddetti arttıkça yurtlarını terketmek zorunda kaldı. Yurttan uzak kaldıkça içlerindeki Yurt’a dönme dürtüsü arttı. Nihayetinde bu dürtü, onların verdiği isimle Özlem, bir Yurt bulamadıkları takdirde ölümcül bir hal aldı. Neyse ki onlar tamamen yok olmadan Yurtlar tekrar bulundu ancak artık Özlem’e kapılmışlardı bile, eğer çok uzun süre Yurt’tan ayrılırlarsa dönmedikleri takdirde onları öldürüyordu. Kırılış’tan sonra Ogierler ağaç işçiliği kadar kolay ve ustaca taş oyabildiklerini keşfettiler. Öyle iyi ki, Aes Sedailer şehirleri için ustalar ararken Ogierlerin ünleri yayılmıştı bile.

Aes Sedailerin birleşmesi ve yeni üslerinin inşaasının başlaması için bir yarım yüzyıl daha geçmesi gerekti. Bu süreçte Aes Sedai olduğunu iddia eden kişilerin veya küçük grupların peşine düştüler yer yer güç birliği yaparak zaman zaman da zor kullanarak onları da ya saflarına kattılar ya öldürdüler. Kırılıştan Sonra 98 yılında Aes Sedailer artık bir bütün olmuştu. Ayrıca geçen yıllar içerisinde sayıları on altı olan ajahların sayısı günümüzde olduğu gibi yediye düşmüştü. Mavi, Yeşil, Sarı, Kahverengi, Gri, Beyaz ve Kırmızı. Bu ajahlar sırasıyla siyaset ve hadiselerle, Karanlıkdostları ile mücadeleyle, şifa ve kayıp yetilerle, bilgi ve bilgelik arayışıyla, anlaşmazlıklarda arabuluculuğa, sorunların üstesinden mantıkla gelmeye ve yönlendirebilen erkeklerin izini sürmeyle uğraştılar.

Kırılıştan sonra 90 yılı civarında Aes Sedai teşkilatlanması artık bir şekle girmişti. Elisane Tishar Aes Sedai baş yöneticisi, Amrylin Makamı seçilmişti. Kendisine danışmanlık yapan her ajahtan bir temsilcinin olduğu bir konseyi ,ki bu konseye Kule Salonu dendi, mevcuttu. Nasıl ki Beyaz Kule Tar Valon’un kalbi ise Kule Salonu’nunun da Tar Valon’un kalbi olmasına karar verilmişti. Aes Sedailere katılım arttıkça, Kule Salonu’da doğru orantılı olarak genişledi, nihayetinde günümüz koşullarına ulaştı, yani her Ajah’tan üç temsilci olmak üzere 21 kişiden oluşana kadar genişletildi.
Tar Valon’un inşası Kırılıştan Sonra 98 yılında başlamış olmakla birlikte ilk inşa edilen yapılar Aes Sedai evleri ve eğitim binalarıydı. Her ne kadar Ogierler şehrin çoğunu inşa etmiş olsa da, sayıları nedeni ile herşeyi kendilerinin halletmesi mümkün değildi bu nedenle insan taş ustaları ve inşaatçılar adanın her iki ucuna da birer liman yapılması için istihdam edildi, Güneylimanı ve Kuzeylimanı. Aes Sedailer’de Tek Güç kullanarak zaman zaman inşaatlara yardımcı oldular, özellikle de kendi kulelerinin inşası sırasında. Beyaz Kule, dünya değilse bile kıtadaki en büyük yapı idi, göğe 180 metre kadar yükseliyordu ve tüm yapı enine tabanda 90, kulenin tepesinde 60 metre idi. Asıl yapıya yaşam alanı olarak ilave iki kanat daha inşa edilmesi kararlaştırıldı, bir üçüncü yapı da arka tarafa dış kütüphane olarak inşa edildi ve sonraları bu kütüphane her tür bilginin bulunduğu dünyanın en büyük bilgi deposu haline geldi. Ajahlar kulenin üst yarısına yerleşti, Amrylin Makamı ve ofisleri kulenin orta kısmına ve alt katlarda eğitim odaları, toplantı salonları ve mutfak gibi gündelik işler için ayrıldı.

Beyaz Kule’nin inşası Kırılıştan Sonra 195 yılında tamamlandı ve Tar Valon’un kendisinin inşası da 202 yılında bitti. Kırılış’tan sonra yükselen ilk şehir olmasa da şüphesiz ki en görkemli ve muhteşemiydi. Londaren Cor yükselene kadar hiçbir şehir Tar Valon’un güzelliği ile yarışamadı ancak kesin ki hiçbir şehir de Aes Sedailerin memleketinin kazandığı prestij ve gücü kazanamadı.

Bir Cevap Yazın