Karakterler

Kari al’Thor

Kari al’Thor, Andor‘un başkenti Caemlyn’den bir tüccarın kızı olarak doğmuş ve büyümüştür. Kari’nin yalnızca kızıl saçlı ve yeşil gözlü, nazik bir kadın olduğunu biliyoruz.

Evlilik çağına geldiğinde babasının işleri için geldiği Illian’da Tam al’Thor ile tanışmış, aşık olmuş ve 3 yıl sonra da evlenmiştir. Ancak bu süreçte ailesi bir askerle evlenmesine karşı çıkmış, her ne kadar Tam’in Illian ordusundaki konumu nedeni ile bu evliliğe mani olamamışlarsa da evlilik haberinin ardından kızlarını evlatlıktan reddetmişlerdir.

Kari ve Tam’in mutlu bir evliliği olsa da her evlilik başka başka sorunlar içerir. Çift iki kez bebek müjdesi almıştır, bir kız bir de oğlan. Ancak kızları henüz bebekken ateşlenerek vefat eder, oğulları da ölü doğar. Bundan sonra başka çocukları olmaz.

Aşağı yukarı bu dönemde Aiel Savaşı patlak verir ve Tam savaşa katılır. Kari al’Thor’da her nasılsa ona eşlik eder. Savaşın sonlarına doğru Ejder dağının yamaçlarında Tam bir bebek bulur. Karısının kendisinden bile fazla çocuk istediğini bilen Tam, bebeği kucakladığı gibi ordugaha götürür. Burada hep bebeği gizli kapaklı alıp kaçırmışlar düşüncesi olsa da bir teori Kari’nin de yeni bebek sahibi olarak Kule kayıtlarına işlendiği ve Moiraine‘nin 20 sene sonra kendisini o şekilde bulduğu yönünde.

Savaş alanında buldukları bebeği evlat edinen al’Thor çifti hemen akabinde Tam’in askerliği bırakmasıyla yollara düşer. Tam’in memleketi olan Andor’un ıssız köşesi İki Nehir’e gelirler. Nynaeve Tam’in yanında kızıl saçlı bir eş ve kucağında bir bebekle Emond Meydanı’na geldiğini hatırlamaktadır.

Bundan 6 yıl sonra, 984 yılında Kari al’Thor yüksek ateşten hayatını kaybeder.

Dünyanın Gözü’nde Rand Ba’alzamon ile yüzleşirken, Kari’nin öldükten sonra bir şekilde Karanlık Varlık tarafından kandırıldığını anlıyoruz. Ba’alzamon onu Rand’a karşı koz olarak kullanmak istemiş fakat Rand annesini kurtarmıştır.

“Mezarın Efendisi eskiden olduğundan daha güçlü, oğlum,” dedi. “Kolu daha uzun. Yalanların Babası dikkatsiz ruhlar için bal gibi bir dile sahip. Oğlum. Benim biricik, sevgili oğlum. Elimden gelse seni kurtarırdım, ama artık o benim efendim, onun kaprisleri benim varlığımın yasası. Ona itaat etmekten, beğenisi için yaltaklanmaktan başka çarem yok. Beni yalnızca sen özgür kılabilirsin. Lütfen, oğlum. Lütfen bana yardım et. Bana yardım et. Bana yardım et! LÜTFEN!”

Rand’ın çığlıkları kadınınkileri yankıladı. Boşluk zihninde kaynadı. Eli kılıcına gitti. Balıkçıl işaretli kılıç değil, ışıktan bir kılıç, Işık’ın kılıcı. Onu kaldırırken ucundan alev alev, beyaz bir şimşek fırladı, kılıcın kendisi uzanmış gibi göründü. En yakındaki Soluk’a düştü ve kör edici bir parlaklık odayı doldurdu, Yarı-insanların içinden, kâğıdın arkasından görünen mum gibi ışıdı, onları yaktı, Rand’ın gözlerini körleştirdi. Parlaklığın ortasından, bir fısıltı işitti. “Teşekkür ederim, oğlum. Işık. Kutsal Işık.”

Bir Cevap Yazın

Yorum