Dünya

Tarihçeler IV: Gölge Savaşı

Zaman Çarkı dünya tarihi yazı serisinin dördüncüsü Efsaneler Çağı’nın sonunu getiren olayların başlangıcı, Gölge Savaşı veya Güç Savaşı olarak anılan savaşı anlatmaktadır. Önceki yazılar gibi bu da Wertzone’dan alınmıştır. Birkaç ilave ve fazla spekülasyon olan yorum kısımlarından kesme var elbette ancak genel olarak asıl metne bağlı bir yazı.

Bu yazı serideki olaylara ilişkin SPOILER içermektedir, bu nedenle ‘ben görmek istemiyorum’ diyen okuyucu için elveda derken diğer herkes için iyi okumalar dilerim.

 

Gölge Savaşı, çatışmalarda belirleyici olan Tek Güç’ün saldırı ve savunma amacı ile kullanım alanındaki keşiflerden ötürü Güç Savaşı olarakta anılmaktadır. Aslında görünen o ki bu keşifler geçmiş yüzyıllara kıyasla Tek Güç bilgisini arttırmıştır. Aynı zamanda bu savaş döneminde dünya, Tek Güç’ün en yıkıcı şekilde kullanımına şahit olmuştur.

Savaş başlangıçtan sonuna değin on yıl kadar sürdü ve başladıktan kısa süre sonra dünyanın tüm bölgelerine yayıldı. Hiçbir ada, ne kadar küçük ya da uzak olursa olsun, yoktu ki çatışmalarla, işgalle karşılaşmamış olsun.

Savaşın ilk yılında Işık güçleri Trolloc ve Myrddraaller’in beklenmedik ortaya çıkışına karşılık veremedi. O yıl içerisinde Gölge güçleri ekin biçer gibi büyük topraklar kolaylıkla ele geçirdi. Savaşın ikinci yılında Işık güçleri toplanmaya başladı ancak etkili bir direniş gösteremeyecek kadar savruklardı zira onlar Gölge ile mücadeleyi Karanlığın Dostları ile mücadele olarak planlamışlardı, savaş meydanlarında değil.

Gölge Savaşı’nın üçüncü yılında Barid Bel Medar’ın ani ve beklenmedik Gölge’ye dönüşü Işık saflarını bir kez daha sarstı. Işık Güçleri’nin ikinci komutanı konumunda olan Barid Bel Medar, durumu soğukkanlılıkla gözden geçirmiş ve Gölge’nin kısa sürede kesin zafere ulaşacağına hükmederek kazanan tarafta olmaya karar vermişti. Tek Güç’teki kuvvetinden ötürü, Ishamael’in hemen ardından geliyordu, Karanlık Varlık onu Seçilmişler’inden biri olarak yükseltti ve yeni bir lanetli isim verdi: Demandred.

Görünüşe göre Lews Therin Telamon, Barid’in kendini Gölge’ye adamasından günler önce başkent konumundaki Paaran Disen’i korumakla görevli orduyu Gölge’nin yeni bir taarruzunu karşılamak üzere kolayca dönemeyeceği mesafedeki kırsal bölgeye çıkarmasından şüphelenmiş veya ihanetin alametlerini sezmiş olabilir. Artık Demandred adını alan Barid, dönüşünü ‘taçlandırmak’ için Ishamael’e bu fırsattan bahsettiğinde Ishamael başkente büyük bir saldırı başlattı. Vaad edildiği gibi onları karşılamak için hiçbir ordu karşılarında belirmedi. Gölge güçleri savunmasız Paaran Disen kapılarına bir kilometre mesafede iken Lews Therin Telamon yetişti ve çaresizlik içerisinde Ishamael’i duelloya çağırdı. Ishamael oldukça eğleniyordu ve teklifi kabul etti, birebir kılıç sallamaya niyeti yoktu ancak Lews Therin’i öldürerek savaşı bitirmiş olacağını düşünüyordu, ne var ki Lews Therin’in çağrısının oyalama çabası olduğu ortaya çıktı. Işık orduları aniden Gölge güçlerine arkadan saldırdı ve onları hazırlıksız yakaladı ve neredeyse son adamına kadar katletti. Ishamael ve diğer Terkedilmişler canlaraını ancak kurtarabildiler.

Paaran Disen kapılarında yok edilen ordu, Gölge’nin en büyük askeri kuvveti idi ve bu ordunun dağılması ile avantaj Lews Therin Telamon’a geçmişti. Önceki yıllarda Gölge’ye yitirilen toprakların büyük kısmını geri almayı başardı ve artık Işık muzaffer olacak gibi gözüküyordu. Yeteneği ve her zaman kazanmasını sağlayan stratejileri Lews Therin Telamon’a ‘Ejder’ ve ‘Sabahın Efendisi’ ünvanlarını kazandırdı. Ne var ki aynı dönemde Gölge ile savaşan tüm güçlerin kumandanı olarak adlandırılması kendisini daha üstün bir komutan olarak gören Tel Janin Aellinsar’ı rahatsız ediyordu. Nihayetinde Tel Janin Hevan Kapıları’nı -Satelle şehri yakınlarındaki muhkem bir mevki- açarak Işık’a ihanet etti ve Gölge orduları şehri ele geçirdi. Tel Janin Seçilmiş mevkiine yükseltildi ve Sammel adını aldı.

Lews Therin şöyle hatırlıyor,

Sammael. Ona Umudu Yok Eden dendiği ilk zamanı hatırlıyorum. Hevan Kapıları’nda ihanet ettikten ve Rorn M’doi’den aşağı, Satelle’in yüreğine Gölge’yi taşıdıktan sonra. O gün umut ölmüş gibi görünmüştü. Culan Çuhan ağladı. Göğün Ateşleri #44

Beni hâlâ kıskanıyor musun, Tel Janin? Ne zaman kötü davrandım sana, ne zaman hak ettiğinden bir parmak azını verdim? Göğün Ateşleri #44

Sammael ve Demandred, onlara ne şeref bağışlarsam bağışlayayım, benden nefret ediyorlardı. Ne kadar çok şeref bağışlarsam o kadar çok nefret ediyorlardı, ta ki ruhlarını satıp, Gölge’ye geçene kadar. Özellikle Demandred. 

Bu ihanete rağmen, Işık güçleri toparlandı ve yeni zaferler kazanmaya devam etti. Ancak Gölge güçlerinin tekrar toplanması sanıldığı kadar uzun sürmedi zira Trolloclar onların öldürdüklerinden bile daha hızlı üreyebiliyorlardı. Dört yıl süren zaferlerin ardından, girdiği tüm savaşlardan galip çıkan Lews Therin Telamon kendini diri Trolloc orduları ile yüzleşirken buldu.

Gölge Savaşı’nın sekizinci yılında taraflar çıkmaza girdi, iki tarafta üstünlük sağlayamıyordu. Savaşın bu döneminde Tek Güç’te yeni bir keşif ortaya çıktı, şerateş. Şerateş muhteşem bir yok ediciydi. Dokunduğu herşeyi ve herkesi mahvetmekle kalmıyor, zerreciklerine kadar yok ediyordu. Dokunduğu kişi/nesneyi zamandan kısa süreli – genellikle birkaç saat, gerçi Lews Therin, Ishamael, Lanfear ya da Demandred gibi güçlü yönlendiriciler bu süreyi 1-2 güne kadar çıkarabiliyordu) olsa da siliyor, onların eylemlerini geri alıyordu. Bu durum sıradışı bazı geçici paradokslara yol açtı ve bir süre sonra Zaman Çarkı’nın kendisini tehdit ettiği anlaşıldı. Bir anlaşma ya da görüşme olmaksızın iki tarafta birbirini takip eden günlerde şerateş kullanımayı bıraktı. Ne var ki kullanıldığı dönemde şerateş Gölge’ye avantaj sağlamıştı ve Aginor bir başka avantaj daha sağladı. Yeni Gölgedölleri yaratmak için çalışıyordu ve başarmıştı, Jumara isimli devasa solucanları dünyaya saldı. Daha da kötüsü Gholam’ları yarattı.

Gholam’lar ortalama boy ve sıradan görünüşü ile insanı andırıyordu. Yalnızca altı tane yaratıldı, üç erkek ve üç kadın. Hiç şüphesiz ve tereddütsüz, Tek Güç kullananların karşılaştığı en çetin düşmanlardı. Terkedilmişler’i bile korkutuyorlardı. Bir şekilde Tek Güç’e tamamen bağışıklık sahibiydiler. Şerateş bile onlara dokunmuyordu. Aynı zamanda kemiksizdiler, bir şekilde bedenlerini istedikleri kadar inceltebiliyor ya da yumuşatabiliyorlardı. Bedenlerini yumuşattıklarında anahtar deliklerinden ya da duvar çatlaklarından dahi geçebiliyorlardı. Gholamların asıl görevi Aes Sedaileri öldürmekti. Bedenlerini oluşturan madde ölüdürülmelerini neredeyse imkansız hale getiriyordu, bir Nym’i öldürebilecek darbe onları ancak bereliyordu. Aynı zamanda her tür yarayı hızlıca iyileştirebiliyorlardı. Korkunç derecede güçlülerdi, neredeyse bir Ogier kadar, ve yıldırım hızındaydılar. Doğrulanamayan bir söylentiye göre Tek Güç ile üretilen angreal türevi aletler Gholam’ların derilerini yakıyor ve iyileştiremeyecekleri yaralar açıyorlardı. Basit gerçek şuydu ki Gholam’ların hiçbiri öldürülemedi. Hepsi uyku kutularında Gölge Savaşı’ndan sağ çıkmayı başardı.

Onlarca Aes Sedai’nin hiçbir belirti ve uyarı olmaksızın aniden suikaste uğraması ve yeni Gölgedölleri’nin saflarına katılması ile Gölge tekrar galebe çaldı ve akınları durdurulamadı. Karanlık Varlık’ın dalkavukları tüm dünyayı dümdüz etmeye başladı, yakıp yıkıyor ve öldürüyorlar kendilerine karşı olanları infaz ediyorlardı. Savaşın dokuzuncu yılında, çaresizlik yılında, Işık’ın dört yılda geri kazanmayı başardığı tüm topraklar tekrar Gölge’nin ağırlığı altında ezildi ve Gölge güçleri daha moralli, daha güvenli şekilde gözlerini kalan topraklara dikti.

Ogier’lerin de artık savaşa tamamen katılmasına rağmen Lews Therin Işık’ın geleneksel ordular ve savaşlarla galip gelmesinin mümkün olmadığını gördü. Kuvvetleri yorgundu ve yıpranmıştı, yeni kuvvetlerin takviyesi uzun ve ağır bir süreçti ancak Gölge’nin böyle bir sorunu yoktu her gün binlerce Trolloc ve birkaç Myrddraal doğuyordu. Gittikçe Işık Güçlerini destekleyen daha fazla şehir çaresizlik içinde Gölge’ye teslim oluyordu.

Lews Therin kazanmak için ufak bir başarı şansı gördü. Eğer Delik mühürlenip Karanlık Varlık’ın dünyaya dokunması engellenirse Gölge güçleri yıkılırdı. Morallerin bozulması bir yana Gerçek Güç kaynağı kesilmiş ve Karanlık Varlık’ın sözlerinin Kıyamet Çukuru’ndan duyulması engellenmiş olurdu. Onun liderliği olmadan Gölge Güçleri’nin üstesinden gelinebilirdi.

Lews Therin’in planı görece basitti, Tek Güç ile yapılacak yedi örgü düzgünce yerleştirildiğinde zindanın dünyaya dokunan kısmını, Delik’i, kapatacak ve Karanlık Varlık’ın zindanını mühürleyerek dünyadan sonsuza kadar uzaklaştıracaktı. Cuendillar’dan yapılacak mühürler fiziksel ter’angreallere bağlanacaktı. Cuendillar’ın yapısı göz önüne alındığında zindanın tekrar açılması mümkün olmayacaktı. Ne yazık ki planda iki büyük pürüz vardı, örgüler aşırı dikkatli yapılmalıydı, tek bir hata Karanlık Varlık’ın zindanını mühürlemek yerine tamamen açılmasına neden olabilirdi. İkinci olarak, bu işi yapmak için Shayol Ghul’de, Delik’in dünyaya uzanan kısmında olmak zorundaydılar. Can kaybı kesinlikle korkunç derecede olacaktı. Aynı zamanda Gölge’nin yedi fiziksel mührü ele geçirme riski vardı, bir şekilde fiziksel mühürleri kırmayı başarabilirlerdi.

Tartışma, Hizmetkarlar Salonu’nu derinden sarstı. Lews Therin riskleri açıkladı ancak bunun savaşı tamamen bitirmenin tek yolu olduğunu da ekledi. Rakibi Latra Posae Decume idi, bu planı düşünmeyi dahi reddeden ajahın başı. Tehlike çok büyük, demişti. Onun hizbi alternatif bir plan ortaya attı, şimdiye dek yapılanların en güçlüsü olacak iki muazzam sa’angrael, biri kadın ve biri erkekler için olacaktı. Bu sa’angrealler stratejik noktalara yerleştirilecek ve Shayol Ghul’ü tamamen izole etmeye, yeni bir zindan inşaa etmek için kullanılacaktı. Bu sayede Karanlık Varlık’ın dünya ile irtibatı ve erişimi kesilmiş olacaktı. Sonuç yine Lews Therin Telamon’un öngördüğü gibi olacak, Işık nihai zaferi böylelikle kazanacaktı. Lews Therin bu planın Karanlık Varlık’ın zindanından tamamen kurtulmasına da yarayabileceğine ve kesin olarak Terkedilmişlerin dikkatini çekeceğine işaret etti. İki en güçlü sa’angreal ile oluşturulmaya çalışılan Tek Güç alanı dahi otuz Terkedilmiş ve binlerce Dehşetlordu ona karşı yönlendirirken başarılı olamazdı, tarihte böyle bir örnek yoktu.

Tartışma gitgide alevlendi ve Hizmetkarlar Salonu çok kısa sürede kadınlar ve erkekler olmak üzere ikiye ayrıldı. Lews Therin’in en sadık destekçileri 113 erkek Aes Sedai idi ve kendilerine Yüz Yoldaş adını takmışlardı. Salon, tartışmalar çıkmaza girdiğinde her iki plan hazırlıklarının da yapılmasına karar verdi çünkü artık beklemek, tekrar düşünmek gibi bir lüksleri yoktu. Devasa erkek ve kadın heykeli biçimindeki Choedan Kal adı verilen sa’angreallerin ve yedi mührün odağının eş zamanlı olarak yapılmasına ve bu esnada durumun tekrar değerlendirilip neticeye bağlanması kararlaştırıldı.

Çaresizlik yılı süresince Gölge zaferlerine devam etti. Lews Therin cephelerin tamamen çökmesini engellemeyi başarıyordu ancak o günler de yakın gözüküyordu. O yılın sonunda Gölge Güçleri, Paaran Disen’i ve Işık Güçleri’nin elinde kalan son şehirleri tehdit eder hale gelmişti.

Gölge Savaşı’nın onuncu ve son yılı Işık Güçleri’nin angreal yapımı çalışmalarıyla başladı. İlk önce Yedi Mühür tamamlandı ve içlerine dikkatle Tek Güç yönlendirildi. Choedan Kal’da kısa süre sonra tamamlanmıştı ancak kısa süre keşfedildiği üzere aracısız kullanılamayacak kadar güçlüydüler. Gönüllü bir Aes Sedai kadın heykilini denemek için yönlendirmeyi denemiş ancak anında ölmüş ve kavrulmuştu. Güvenle kullanabilmek için erişim anahtarı adı verilen özel ter’angreal’ler yapıldı, her bir heykel için bir tane. – gerçi aslında ne olur ne olmaz diye çok daha fazlası yapılmıştı.-

Ancak ne var ki erişim anahtarları yapıldığı gibi araştırma merkezi Sammel önderliğindeki Gölge Güçleri tarafından işgal edildi ve anahtarlar böylelikle kaybedilmiş oldu. Erişim anahtarlarını geri alabilmek için casuslar gönderildi fakat ya yakalandılar ya öldürüldüler ve sonuçta anahtarları geri alamadılar. Casuslar da erişim anahtarlarının doğası ya da amacı hakkında bilgi sahibi olmadıklarından Gölge’de anahtarların amacını asla öğrenemedi. Bir savaş aracı olarak değerlendirdiler. Lanfear ise bu anahtarlarla özellikle ilgiliydi ve onlarla çalışmaya başladı. Işık Güçleri hala devasa heykellere sahipti ancak onları güvenle kullanabilecekleri araçlardan yoksundular.

Geriye uygulanabilecek yalnızca Lews Therin Telamon’un planı kalıyordu ama latra Poase Decume önderliğindeki hizip kaçamak davranmaya devam ediyordu, hatta yeni anahtarların yapılmasını dahi önerdiler. Be’lal beraberindeki güçlerle Hizmetkarlar Salonu’na baskın yapıp çok sayıda konsey üyesi Aes Sedai öldürdüğünde ve ardından Salon binasını yıktığında ise artık görüşecek bir şey kalmamıştı. Peşisıra Demandred, Sammael ve Be’lal, Lews Therin’in zorlukla karşı durabildiği güçlü taarruzlarda bulunuyorlardı, öyle ki Karanlık Varlık’a ait ordular Choedan Kal heykellerinin bulunduğu yapı alanına birkaç kilometre mesafeye kadar ilerlemişlerdi. Heykellerin gücünü ve amacını öğrenmişlerse, bu andaçları Karanlık Varlık’ın zindanını parçalamak için kullanmaya dahi niyetlenmiş olmaları pekala da mümkündü.

Lews Therin Telamon, Işık’ın artık bekleyecek gücünün kalmadığını ilan etti. Bir sabah, savaşın başlangıcından on yıl ve bir ay sonra, o ve Yüz Yoldaş Paaran Disen’den ayrıldı. Yanlarında 10.000 savaşçı ve Yedi Mühür vardı. Hedefleri Shayol Ghul’dü, Karanlık’ın kalbine gidiyorlardı.

Aynı sabah tüm yaşayan Terkedilmişler acele olarak Kıyamet Çukuru’na çağırılmıştı. Bazı tarihçiler bu tesadüfü Lanfear’ın erişim anahtarlarının sırrını çözdüğüne ve Choedan Kal yapı alanını ivedilikle ele geçirmek istemesine veya Lews Therin saflarından birinin ona ihanet etmesine bağlamaktadırlar. Ne olursa olsun tam bu noktada, Lews Therin saldırdı.

Yüz Yoldaş derhal hazır bulunan Terkedilmiş ve Dehşetlordları ile savaşmaya başladı ki askerler de kendilerinden yirmi kat kalabalık Gölgedölleri ile mücadeleye girmişlerdi. Savaş sırasında Ishamael ve Lanfear Lews Therin Telamon’u ele geçirmek için ararken, Sammael ve Demandred ise onu öldürmeyi planlıyordu. Hiçbiri onu bulamadı ki Lews Therin mühürleri yerleştirmekle meşguldü. Öyle görünüyor ki Ishamael, Lews Therin’i ancak son mührü yerleştirdikten ve zinciri tamamlayıp Delik’in dünyaya açılan kısmını kapatırken buldu.

Aniden biri hariç Karanlık Varlık’a Gerçek Güç ile bağlı tüm Terkedilmişler, Shayol Ghul’e çekildi ve burada bir çeşit uyku halinde tutsak edildiler. İstisna, Ishamael’di. Lews Therin’in ne yapmaya çalıştığını birkaç saniye önceden farkeden ve bir şekilde önlem almayı başaran o oldu. Ancak Gölge orduları aniden liderlerini kaybetmişlerdi ve kendilerini canlarını savunurken buldular. Işık, sonunda zaferi kazanmış gibi gözüküyordu.

Son Mühür yerleştirildikten hemen sonra Shayol Ghul’den engin, kontrolsüz bir patlama çağlayarak aktı, tam da Lews Therin ve Yüz Yoldaş’tan hayatta kalan 68 üyesinin bulunduğu yerden. Gölgedölleri ve Işık’a yeminli askerler alev içinde kaldılar.

Yüz Yoldaş, aslında ancak hayatta kalabilen 68 kişi, evlerine dönmeyi başardı ama kahramanlar gibi karşılandıkları yerlere ölüm yağdırdılar. Gelişigüzel yönlendirerek arkadaşlarını, dostlarını, ailelerini ve koca şehirleri yok ettiler. Depremler yeri sarstı ve denizler yükselerek bu toprakları kapladı.

Lews Therin, karısı Ilyena ve çocuklarının onu coşkuyla karşıladığı Paaran Disen’de bulunan Ejder Sarayı’na döndü. Bir tür gözü dönmüşlük anında, onlara Tek Güç’le vurdu, binadaki tüm hizmetçileri ve Dai’shain Aielleri öldürmeden hemen önce. Ardından şaşkınlıkla sarayda dolaştı, arkadaşlarının adını seslendi, birkaç dakika önce vahşice öldürdüğü karısının adını seslendi. Ishamael Ejder Sarayı’nda belirdiğinde hala arıyordu. Onun bu halini gören Ishamael, Şifa kullanarak deliliğini iyileştirdi.

Ishamael, Lews Therin’e Karanlık Varlık’ın zindanını kilitlemeden önceki son anda, Karanlığın Yüce Efendisi’nin saidini lanetlediğini söyledi. Lanetin, Yüz Yoldaş ve Ejder’in bizzat kendisini anında delirttiğini ancak yakında tüm erkek Aes Sedailerin aynı kaderi yaşayacağını da söyledi. İlk önce delireceklerdi, delilikleri içinde yıkacak ve öldüreceklerdi ve sonra acı içerisinde korkunç bir şekilde öleceklerdi. Karanlık Varlık Dünya’dan tecrit edilmişti, doğru, aynı zamanda Yedi Mühür’ün saidinle yapıldığı ve içlerindeki yozlaşmanın onları çürüteceği de doğruydu. Kırk yıl ya da kırk bin yıl geçse de Karanlık Varlık dünyaya tekrar dokunabilecekti, o günler gelecekti.

Yaptıklarından dehşete düşen Lews Therin, dünyanın uzak bir bölgesine gitti. Gittiği yerde güvenle tutabileceğinden daha fazla saidin çekerek intihar etti. Öldüğü noktada toprak yükselerek göklere uzanan bir dağ oluşturdu. Ishamael, ilgisizce bu sahneyi izledi zira biliyordu ki bir gün Lews Therin tekrar Desen’e dokunacaktı ve Ishamael’de intikamını alabilecekti. Öyle görünüyor ki Ishamael’i diğer Terkedilmişlerle tutsaklıktan alıkoyan güç her ne ise o noktada tükenmişti ve o da karanlığın içine çekildi.

Işık savaşı kazanmıştı. Ama barıştan ve zaferden keyif almak, huzurunu sürmek mümkün gözükmüyordu, Gölge’ye karşı zaferin bedeli medeniyetin tamamen yok olması anlamına gelmişti, neredeyse tüm insanlığın da…

Orjinal metin: https://thewertzone.blogspot.com/2018/10/a-history-of-wheel-of-time-part-4-war.html

Bir Cevap Yazın