Dünya

Tarihçeler III: Çöküş

Efsaneler Çağı’nı bitiren Çöküş dönemine ilişkin derlenebilen bilgi ve belgelerden oluşan yazı, yine ağırlıklı olarak Wertzone’dan tercümedir. Tarihçe’nin önceki yazılarında bahsettiğim üzere bilgi parçacıklarını hikayeleştirme yolu ile yazılmış asıl yazı, ben şüpheli gördüğüm bazı noktaları eklemedim ve orada burada birkaç cümle eklemek dışında kendimden birşey katmadım, yazı yeterince kapsamlı.

SPOILER içermektedir, okuyucunun dikkatine.

ÖNSÖZ

Efsaneler Çağı olarak adlandırılıp birkaç bin yıl süren dönemde Tek Güç üzerinde yapılan sayısız çalışma ve araştırma neticesinde Tek Güç’ün sırları ve sınırları büyük ölçüde keşfedilmiştir. Bu alanda yapılan yeni çalışmaların eski sonuçları tekrarlamaktan öteye gitmediği anlaşıldığında bilim insanları ve Aes Sedai araştırmacıları Tek Güç’ün kendisi yerine Tek Güç’ün kurallarını aşmanın yollarını araştırmaya başladılar. Çağın sonlarına doğru çabalarını Gerçek Kaynak üzerinde yoğunlaştırmışlardı.

Gerçek Kaynak, Zaman Çarkı’nı döndüren muazzam ve tükenmeyen enerji ki aynı zamanda Tek Güç’ü beslemektedir, saidin ve saidar olmak üzere ikiye bölünmüştür. Saidar’ı yalnızca kadınlar kullanabilirken saidin de yalnızca erkekler tarafından kullanılabilmektedir. Yine de birlikte kadın ve erkekler tek başlarına yapabileceklerinden çok daha fazlasını başarmışlardır. V’Saine şehrinde yer alan Collam Daan’daki bir grup araştırmacı bu başarıları bin kat daha fazla arttırabilecek bir fikrin, iki kaynağı – saidar ve saidin- birleştirmenin veya ayrılmamış kaynağa ulaşmanın yolunu araştırmaktadır.

Bu arayışın sebepleri sayıca fazladır, can sıkıntısı dahil pek çok neden öne sürülebileceği gibi Tek Güç’ün sınırları ve limitleri üzerine yeni bir bilimsel keşfe duyulan açlıkta araştırmanın motivasyonlarından birisidir. Pek çok bilim insanı adını duyurmak için can atmaktadır, zira çalıştıkları alanda ilginç veya çığır açacak bir şey çıkmayalı bin yıl değil ama yüzyıllar geçmiştir. Şu kesin ki araştırma takımı liderleri Mierin Eronaile ve Beidomon imzalarına bir üçüncü isim eklemek istemekteydiler. Bu araştırma ne kadar uzun sürdü bilinmiyor ancak açık ki böyle bir girişim mutlaka onbinlerce saat çalışma gerektirmektedir.

Mierin Eronaile güzel, zeki ve müthiş bilgili bir kadın olarak bilinmektedir. Kendisi ise bunlara ilave olarak ün ve itibar kazanmak istemektedir. Bu süreçte Aes Sedailer’in Eşitler Arasında Birincisi Lews Therin Telamon ile ilişkisi olmuştur. Adam kibrinden, hasetliğinden ve öfke nöbetlerinden rahatsız olup onu bıraktığında, kadın bunu ödeteceğine yemin etti. Birkaç yıl veya birkaç on yıl sonra adam Ilyena Moerelle Dalisar ile evlendiğinde bu yemin yerini değişmez bir saplantıya bıraktı.

Sonunda sapılan pek çok yanlış yol ve çıkmaz yolun ardından, araştırmacılar başardı. Efsaneler Çağı’nın bitiminden yaklaşık 110 yıl önce, Kaynak’ta bir anormallik tespit ettiler. Detaylı incelemeler açıkça bölünmemiş bir Tek Güç olduğunu ortaya çıkarsa da bu güç bir şekilde bildikleri devasa bir Tek Güç akışı tarafından mühürlenmişti. Araştırmacılar arasındaki bazı tartışmaların ardından buldukları Güç’e ulaşabilmek için bu mührün üzerinden bir delik açılmasına karar verdiler. Sharom’daki herkesi bu işe koştular ve en güçlü yönlendiricileri angreal ve sa’angreal ile donattılar. Nefeslerin tutulduğu bir sabah planı uygulamaya koydular.

Küçük bir kıtayı yok edecek kadar çok Güç, Sharom’dan mühre aktı. Yönlendirilen muazzam Güç halihazırda buldukları kaynağı çevreyelen enerji duvarı ile tepkimeye girerek Sharom’a geri tepti, şehir anında parçalandı ve içinde bulunan hemen herkesi öldürdü. Mierin Eronaile ve Beidomon hayatta kalanlar arasındaydı ki birşeylerin yanlış gittiğine dair ilk belirtileri gördüklerinde Yolculuk sayesinde kaçtıkları zannedilmektedir. Bu olay tüm dünyayı derinden sarstı ama kayıtlara üzücü bir kaza, canlar pahasına öğrenilen ağır bir ders olarak geçti. Mierin özellikle bu olaydan çok sarsıldı zira teorisi hemen hemen tüm meslektaşlarının kaybına ve dünyanın eğitim merkezinin yok olmasına neden olmuştu.

SHAI’TAN

Bu olayın akabinde dünyada tuhaf şeyler olmaya başlamıştı. İki atletin düellolarda karşı karşıya geldiği Kılıçlar isimli spor geçen yıllarda aşırı derecede popüler hale geldi ve düellocular küçük çizikler ve morluklar için Aes Sedai Şifasını reddetmeye başladılar. Bazen iki yarışmacı aniden ölümüne kapışmaya ve canları pahasına Şifa’yı reddetmeyi seçiyorlardı. Vahşi suçlar işlendi ve failler yakalandı ancak suça karışmamalarına yönelik İçtepi faydasız kaldı, zira failler tekrar ve tekrar suçlar işlediler. Birkaç yıl önce iğrenç ve sapkınca görülen şeyler aniden etkileyici ve heyecan verici olmuştu. Kavga, arbede ve hatta cinayetler işlendi, başlangıçta tek tük oldu ancak sayılar gitgide arttı. Bazı şehirler sonunda bu akımlara yenik düştü, düellolar ve cinayetler meydanlarda ve bir çeşit yenilik olarak insanların evlerinde davetliler eşliğinde yapılmaya başladı.

Dünya Parlamentosu afallamıştı çünkü böyle bir ‘toplu cinnete’ hazırlıksızlardı. Orduları yoktu, kolluk kuvvetleri yoktu ve her zamanki insanların hizmet etme güdülerine dayanan sorunlarla başa çıkma yöntemleri tamamen etkisiz kalmıştı. Hatta Aes Sedailer bile güçsüz görünüyordu.

Dünyanın pek çok bölgesine görünüşte hiç nedensiz şekilde kaos yayıldı. Çağın en büyük dehalarına danışıldı. Elan Morin Tedronai tartışmasız dünyanın en önde gelen filozofuydu ve zihnini bu soruna yöneltmişti. Vardığı ilk sonuç, tüm olumlu içgüdülerin baskın olduğu bin yıllık bir sürenin ardından, insanlar gelişigüzel şekilde ayaklandığı ve kendi içlerindeki karanlığı keşfetmeye başladıklarıydı. Mantıken bu yönelime neden olan bir tetikleme mekanizması olmalıydı ve sorunun kökekini araştırmaya başladı. Araştırmasını ilk karışıklık raporlarından aylar önce yıkılmış olan Collam Daan’da yaşananlar ile ilişkilendirdi ancak kazanın yaşandığı alana geldiğinde ne olduğunu açıklayacak bir ipucuna rastlamadı. Burada yapılan deneyin belki de Gerçek Kaynak’ta bir değişikliğe neden olduğu teorisini geliştirdi zira Aes Sedailerin de diğer insanlar gibi kötü duygulara yenik düştüğü görülmüştü, ancak o takdirde de yönlendiremeyenlerin neden bu şekilde etkilendiğini açıklayamıyordu.

Elan Morin Tedronai’nin kaosun kökenini bulma araştırması bu noktada tıkanmış gibi dursa da o farklı  bir ipucu keşfetmişti bile. Tuhaf bir gelişme ancak V’saine’de yaşanan kazadan saatler sonra Kuzey okyanusundaki ıssız bir adadaki pasif volkan aniden harekete geçmişti. Adada yerleşim pek azdı ve volkan patlamasından kimse zarar görmemişti ancak patlama adanın yüzeyini değiştirmişti. Bir bilinmeyen anomali bitkileri öldürüyor, bazı durumlarda ise yozlaştırıyordu. Yenilebilir meyveler zehirleniyordu. Adanın az sayıda sakini doğanın aniden yozlaşması nedeni ile adayı terketmişti.

Elan Morin bu adaya Collam Daan’ın yıkılmasından yaklaşık 20 yıl sonra ulaşmıştı. Adanın etrafındaki suların çekildiğini keşfetti, adanın çevresindeki çok geniş bir alanın berbat bir çürümeye kurban gittiğini gördü. Zorlukla volkana tırmanmayı başardı, zirvede lav ve ateşlerden oluşan geniş bir çukur gördü. Zirveyi kaplayan gökyüzünün adadakinden farklı olarak kaotik bir girdap şeklinde hareketlendiğini de gözlemledi. Derken bir zihninde bir ses duydu, o kadar güçlü bir ses ki kafatası parçalanacak sandı. Ses kendini sonsuz güce sahip bir yaratım, Shai’tan olarak tanıttı. Yaratım Anı’ndan beri hapis tutulduğunu iddia etti. Mierin’in sözde bölünmemiş Tek Güç olarak keşfettiği gücün kendi varlığı olduğunu açıkladı. Her ne kadar açılan Delik sayesinde dünyaya ulaşabilse de hala özgür değildi. Elan’dan bu haberleri dünyaya duyurmasını istedi, böylelikle kendisini serbest bırakabilecek hizmetkarlar bulabilecekti. Serbest kaldığında dünyayı ve çarkı kendi suretinde tekrar yaratacak ve kendisine hizmet etmiş olanlara büyük ödüller verecekti.

Wheel Of Time Companion’da yer alan Shayol Ghul tasviri Kaynak: https://www.aradanicostumes.com/collections/art/products/the-last-battle 

Elan teklifi kabul etmekle kalmadı, gerçekliğin doğasına ilişkin ondan öğrenebileceklerinin düşüncesi ile oracıkta bağlılık yemini de etti. Ardından tüm dünyada artan kriz ile ilgili toplantıların yapıldığı Paaran Disen’e gitti ve keşiflerini tüm katılımcılara anlattı. Doğaldır ki dinleyen herkes şok oldu. Hapis bir kötülüğün salındığı bilgisi liderler ve Aes Sedailer arasında korku ve paniğe neden oldu. Ancak bazılarının ilgisini çekmişti ve daha fazlasını öğrenmek için adaya gittiler. Bir kısmı adada bulunan varlık ile pazarlık yapmaya, bilgi almaya veya deliği tekrar kapamanın yollarını araştırmak için gittiler, ne var ki bu insanların hiçbiri geri dönmedi. Elan Morin Tedronai’nin ilanından birkaç ay sonra keşfettiği varlığa ‘Karanlık Varlık’ adı verildi zira asıl adı Shai’tan’ı zikretmenin dikkatini üzerlerine çektiğini, insana acziyet veren mide bulantısı ve baş dönmesine neden olduğunu öğrenmişlerdi.

Zindanın delinmesi ve Gölge Savaşı’nın başlamasına dek geçen süreye Çöküş adı verildi, Efsaneler Çağı görkeminin bozulduğu ve mahvolduğu dönem. Karanlık Varlık’ın istediği olmuş ve akın akın hizmetkarlar huzurunda ona bağlılık yemini etmişti. Bunların çoğu sıradan insanlardı ve Karanlığın Dostları olarak biliniyorlardı. Tek Güç yönlendirebilenler ise Dehşetlordları olarak biliniyorlardı ve Tek Güç’ü silah olarak kullanmak konusunda eğitilmişlerdi. Karanlık Varlık’ın gözdesi ise onu bulan ve ilk yemini eden Elan Morin Tedronai idi. Elan’ın artan kudreti ve zalimliği ona yeni bir isim kazandırmıştı, Kadim Lisan’da Umuda İhanet Eden anlamına gelen Ishamael. Elan insanların kendisini aşağılamak için verdiği bu yeni ismi kabul etti ve benimsedi. Karanlık Varlık, Ishamael’e yalnızca kendisinden çekilebilen Tek Güç’ün yozlaşmış türevi olan Gerçek Güç’ün kullanımını öğretti. Gerçek Güç karanlık ve kötücül eylemler için kullanılabilmektedir. Ne var ki kullanıcısının benliğine sirayet ederek mahfına neden olur, sonunda gözlerinden ve ağzından alevler çıkmasına neden olur. Aynı zamanda korku ve sağduyu gibi hasletleri yok etmekle başlayıp kullanıcısını sonunda deliliğe sürükler. Ishamael Gerçek Güç’ü başlangıçta nadiren kullanmasına rağmen Gölge Savaşı’nın başlaması ile Tek Güç’ten fazla kullanmaya başlamıştır. Başlangıçta yalnızca Ishamael’e bahşedilen bu güç, zaman içerisinde Karanlık Varlık tarafından gönülsüzce de olsa başkalarının erişimine açılmıştır. Çok güvenilir olmayan kaynaklara göre toplamda 29 kişinin Gerçek Güç yönlendirmesine izin verilmiştir.

SAFLAR SIKLAŞIYOR

Lews Therin Telamon, Aes Sedailerin Eşitler Arasında Birincisi, kesin önlemler alınmasına ihtiyaç olduğuna karar verdi. Aes Sedaileri, güçte en zayıf bölge şifacısından Yüksek Konsey üyesine kadar olmak üzere harekete geçirdi. Onları, uzun aylar süren tartışmaların ardından, Karanlık Varlık hizmetkarlarına verilen isim olan Gölge’ye karşı sert önlemler almaya ikna etti. Aslında onlarla savaşmayı düşünmemişti bunun yerine onları yakalayarak suçlulara yapıldığı gibi İçtepi kullanarak geri kazanmayı planlamıştı. Ancak bu yol işe yaramadı. Karanlıkdostları ve özellikle Dehşetlordları teslim olmaktansa ölümü seçiyorlardı. İçtepi uygulanan bazıları üzerinde ise İçtepi birileri tarafından kaldırılıyordu. Sonunda Lews Therin mecbur kaldı ve Gölge’ye hizmet edenlerin ölüm emrini verdi. Bu kararı pek çok Aes Sedai çok geç olana kadar inatla reddetti. Hizmetkarlar Salonu ve Dünya Parlamentosu tartışır, diretir, farklı çözümler ararken Gölge gücünü ve kudretini arttırdı. Bu süreçte Karanlık Varlık en güçlü ve zalim Dehşetlordları’ndan bazılarını Seçilmiş derecesine yükseltti. Yakın zamana kadar yalnızca 13 Seçilmiş veya Işık güçlerinin tabiri ile Terkedilmiş olduğu zannediliyordu ancak yakın zamanda açığa çıkan bilgiler ışığında sayılarının otuzdan biraz fazla olduğu ortaya çıktı. Meşhur on üç Terkedilmiş yalnızca en güçlüleri ve liderleri idi. Gölge Savaşı’nın başlangıcın kadar 9 en güçlü Terkedilmiş, ki en meşhurları da onlardı, lanetlenmiş isimler aldılar. Bu isimler Aginor, Balthamel, Rahvin, Asmodean, Be’lal, Semirhage, Mesaana, Moghedien ve Graendal’dır.

Bundan yalnızca birkaç sene sonra Mierin Eronaille, Lews Therin ilgisine kayıtsız kaldığı ve ona dönme çabalarına yüz çevirdiği için Terkedilmişler arasına katılmak istedi ve arzusu yerine getirildi. Kendisine ‘Gecenin Kızı’ anlamına gelen Lanfear ismini seçti ve Ishamael ile Lews Therin Telamon’u Gölge’ye çevirme komploları kurmaya başladılar zira Karanlık Varlık’ın planları için en büyük tehdit oydu. Beidomon, Collam Daan üniversitesindeki eski meslekdaşı, ise bilmeden dünyaya musallat ettiği kötülüğün dehşet ve vicdan azabı ile yüzleşemeyip intihar etmişti.

Lews Therin Telamon’un gençlik dönemine ait pek az bilgi bulunmaktadır. Döneminin en güçlü yönlendiricisi olduğu kayıtlarda oldukça açıktır, gerçi Ishamael ve diğer bazılarının gücü de onunkine oldukça yakındır. Eşitler Arasında Birinci konumuna oldukça genç yaşta gelmiştir. Karizmatik bir figürdür ve dostları ile takipçilerinde hayranlık ve sadakat duyguları uyandırır. Karısı Ilyena’ya gönülden bağlıdır ve çocuklarının üzerine titrer. Kusursuz bir kılıçustası ve yazardır, bir idealist olmasına karşılık pragmatisttir de. Öyle görünüyor ki başlıca kusuru suçluluk komplesine sahip olmasıdır, Collam Daan’ın yıkılışını daha ayrıntılı araştırmadığı ve ayrıca Mierin Eronaile’nin Gölge’ye dönmesi nedeniyle kendini suçlamaktadır. İkinci zayıflığı ki Gölge tarafından sonuna dek kullanılmıştır, Karanlıkdostu veya Dehşetlordu olsa dahi bir kadını fiziksel olarak asla incitememesidir. Karanlık ilerledikçe ve yaşamların bedeli arttıkça, Lews Therin katılaştı ve girdiği karanlık ruh hallerinden yalnızca karısı Ilyena ve çocukları çıkarabilir oldu. İki yakın arkadaşı vardı, Barid Bel Medar, ondan bir gün daha genç ve Tek Güç’te bir parmak daha zayıf, kılıç mahareti ve yazarlıkta da bir adım gerisinde yer almaktaydı. Diğer arkadaşı dünyaca ünlü atlet Tel Janin Aellinsar’dı. Tek Güç’te Lews Therin ve Barid Bel’den daha geride ve kelimelerle arası iyi olmamasına karşılık, kılıçustalığında her ikisini de aşmıştı.

Çöküş devam ederken Dünya Parlamentosu en nihayet bu kaosun ancak askeri önlemlerle durdurulabileceğine ikna oldu. Binlerce yıldır ilk defa ordular kuruldu ve eğitildi, Gölge ile ufak çaplı çatışmalar yaşandı ve strateji ve taktik gibi konular hem yaşayarak hem de kitaplardan öğrenildi. Lews Therin, Barid Bel ve Tel Janin üçü de yetenekli taktisyen ve general olduklarını ispat ettiler. Dünya Parlamentosu’nun Işık Güçleri’nin başına bir komutan atayacağı zaman geldiğinde bu üç adam en gözde adaylardı. Sonunda Barid Bel’in ihtiyasız ve Tel Janin’in ihmalkar olduğu gerekçesi ile bu konum için Lews Therin Telamon seçildi. Bu seçime diğer ikisi şaşırdı ve sinirlendi. Her ikisi de Lews Therin ile ilişkisini kesti ve kendilerine verilen komutalarda pek az teselli buldular.

EJDERİN HALKI

Lews Therin ordular oluşturmaya başladı. Silah teknolojisinden yoksun olduklarından çoğu insan birlikleri kılıç ve yayla silahlandırıldı ancak kısa zaman içerisinde bazı enerji silahları geliştirildi. Jo-arabaları, süzüluçaklar, sıçrayanlar, sho-kanatları silahlandırılmış ve zırhlandırılmışlardı ki piyadeyi destekleyebilsin ve keşif yapabilsinler. En yaygın ileri teknoloji silah ise şokmızrağı idi, koca bir bıçağın ucundan belirli ateşgücü kapasitesine sahipi deva elektrik şoku gönderebilen bir silah, hedefine ulaştığında anında öldürebilmekteydi. Lews Therin ‘in saflarına gönüllülük esasına bağlı olarak katılan Aes Sedailer Tek Güç’ü silah olarak kullanmaktaydı. Onların vazifesi çatışmalarda Dehşetlordları ve hatta Terkedilmişler ile yüzleşmekti. Ogierler bile bu ordulara katılarak savaştı. Nymler barışçı yaratıklardı ve zarar verme kapasiteleri yoktu ancak savaşın dışında bırakılma nedenleri onlardan çok fazla olmaması idi. Yaprağın Yolu Dai’shain Aiel’leri savaşmaktan ve savaş taraftarlığından alıkoyuyordu ancak Lews Therin onları kullanmanın da bir yolunu buldu. Aielleri katip, ulak, haberci ve büyük gönülsüzlük gösteseler de izci olarak görevlendirdi. O kadar çok sayıda Aiel’i işe koştu ki , çünkü onlar diğer insanlara göre daha güvenilirdi ve Gölge’ye dönme ihtimalleri daha düşüktü, Aieller ‘Lews Therin’in Halkı’ olarak bilinmeye başladı. Daha sonra, savaş başladıktan çok sonraları, bu isim ‘Ejderin Halkı’ olarak değişti. Lews Therin görünüşe göre kasıtlı olarak çok fazla Aiel’i işe koşmuştu, onların saygınlığını arttırmak ve temsil ettikleri barış ve hoşnutluğu hatırlatarak dünyanın neleri kaybettiğini göstermek için.

GÖLGEDÖLLERİ

Takribi 95 yılın ardından dünya ekonomik ve sosyal bakımdan tamamen çökme noktasına gelmişti. Dünya Parlamentosu sıkıyönetim ilan ederek kriz dönemi boyunca tüm yetkiyi Lews Therin Telamon’a devretti. Ancak Gölge artık hamlesine hazırdı. Terkedilmişlerden biri, Gölge’ye dönmeden önce yetenekli bir genetik mühendisi olarak bilinen Aginor, yeteneklerini yeni efendisine de ispat etmeyi başarmıştı. Büyük tankların içerisinde insan ve hayvan DNA’larını sentezleyerek Trolloc adında zalim ve hayvani bir ırk yaratmayı başardı. İri kıyım insanımsı yaratıklar Ogier kadar olmasa da yakın cüsse de olan Trolloclar çeşitli ve farklı özelliklere sahipti. Keçi toynak ve bacaklarına da sahip olsa iki ayağı üzerinde durabilmekte, rahatça kullandıkları iki kola ve el yerine pençelere sahip yaratıklardır Trolloclar. Başları yerinde üretildikleri hayvanın kafası bulunur, domuz, ayı, kurt, keçi, kedi, koç veya kartal. Eski dilde Kıyamet Çukuru anlamına gelen Shayol Ghul adını alan Karanlık Varlık’ın keşfedildiği ve harekat merkezi olarak kullanılan volkanın altındaki büyük mağaralarda milyonlarca olmasa da binlerce Trolloc üretildi.

Yaratılan Trolloclar ile ilgili problemin üretildikleri hayvanın yüzü gibi içgüdülerini de miras almaları olduğu kısa sürede anlaşıldı. Disiplinsizlerdi, düşmana olduğu kadar birbirlerine de saldırıyor veya saldırıyı bırakıp birbirlerine saldırmaya başlıyorlardı. Ancak kılıç, balta ve nadiren de yay gibi ilkel silahları kullanabiliyorlardı. Onları emir altına almanın tek yolu örnek olması bakımından sık sık birkaç tanesini öldürmekti, ancak o şekilde dinliyorlardı. Aginor’un bilim insanları bıkmış ve neredeyse vazgeçmişlerdi ki doğan her onbeş Trolloc’tan birinin değişime uğradığını tespit ettiler. Fiziksel özellikleri birbirini tutmayan değişken Trolloclar yerine bu değişime uğramış yaratıklar bir örnek yapı ve ölçüde oluyorlardı. Hepsi de 1.80 boylarında siyah saçlı ve hayvan mirasına ilişkin hiçbir emare göstermiyorlardı. Aynı zamanda gözleri yoktu ama nasılsa etraflarını oldukça iyi görüyorlardı. Bu yaratıklara Myrddraal adı verilse de Yarımadam, Gözsüz veya Soluk gibi farklı isimlerle bilindiler. Trollocların aksine dosdoğru Karanlık Varlık’a sadıktılar, iyi dövüşebiliyor ve yüksek disipline sahip yaratıklardı. En büyük faydaları ise Trollocların ödünü koparabilmelerinde oldu, onlara emir veriyor ve uygulatabiliyorlardı. Gölge, Trolloc orduları için komutanlarını da böylece bulmuş oldu.

Başka Gölgedölleri de yaratıldı, ava koşulduğunda asla pes etmeyen Karanlıktazıları, ruhunu Karanlık Varlık’a teslim eden ve çevreye karışabilme yeteneği ile ideal suikastçiler olan Gri Adamlar, pelerinli bir adama benzeyen ancak uçabilen ve bir insanın ruhunu emebilen Draghkarlar yaratıldı ancak Trolloc ve Myddraaller içlerinde en kalabalık ve en temel unsur olarak kaldı. Karanlık Varlık’ın zindanına delik açılmasından sonra geçen yaklaşık 100 yılın ardından yüzbinlerce Gölgedölü savaş için artık hazırdı.

O yıl Karanlık Varlık’ın hizmetkarları hep birlikte Shayol Ghul’e hareket ettiler, kuvvetlerini birleştirerek Delik’i genişletmek ve Karanlık Varlık’ın dünyaya bizzat girmesini sağlamayı planladılar. Lews Therin ve Işık kuvvetleri böyle bir hamleyi yıllardır bekliyorlardı ve hazırlardı, karşı koydular. Büyük bir çatışma yaşandı. Karanlıkdostları savaş meydanından kaçtılar. Lews Therin kısa bir süreliğine onları sindirdiğini ve bu işin bittiğini umut etse de birkaç gün içerisinde hayvani yaratıkların kuzey topraklarına saldırdığını, yerleşim yerlerini istila edip insanları yediklerine dair raporlar gelmeye başladığında umutları söndü. Anlaşılan bu ordu Devaille ismindeki kasabayı ele geçirmiş ve içinde yaşayan her canlı Trolloc isimli yaratıkların yemeği olmuştu.

Işık Kuvvetleri, Gölge ordularını bozmaya çalıştılar ancak başaramadılar. Kısa süre sonra Karanlıkdostları da tekrar meydana çıktı ve şehirleri içten fethetmeye başladılar. Aes Sedailer hiçbir işaret olmaksızın evlerine Yolculuk ile gelen Dehşetlordları tarafından suikaste uğramaya başladılar ve güven hissi kayboldu. Ve Terkedilmişler dünyanın Karanlık Varlık’a teslim olmasını talep ettiler.

Gölge Savaşı böylelikle başlamış oldu.

Kaynak: https://thewertzone.blogspot.com/2018/10/a-history-of-wheel-of-time-part-3.html

Bir Cevap Yazın