Dünyanın Gözü Bölümleri

32. Gölgede Dört Kral

Bölüm adı Gölgede Dört Kral
Bölüm adı (orj. ) Four Kings in Shadow
Bölüm sembolü Ejder Dişi
Bölüm numarası 32/53
Mekan Dört Kral
Yer Andor
Bakış Açısı Rand al’Thor
Önceki Bölüm Akşam Yemeğin İçin Çal
Sonraki Bölüm Karanlık Bekliyor

Zaman Çarkı’nın birinci kitabının otuzikinci bölümünün adı Gölgede Dört Kral’dır. Bu bölümdeki gerginliği Robert Jordan oldukça iyi aktardığından oldukça populerdir, Rand’ın hissetiği çaresizlik, aç ve yorgun iki köylü çocuğun içinde bulundukları tehlikeden kurtulmak üzere yaptıkları her denemenin ayaklarına dolanmaları ve boyunlarındaki ilmekten kurtulmak için yaptıkları son planın da demir parmaklıklara takılması ile oldukça güçlü bir bölümdür. Öyle ki hayranları tarafından bu bölüm canlandırılmıştır; 

Dünyanın Gözü #32 Gölgede Dört Kral’ı henüz okumadıysanız aşağıda bölüm özeti, notlar ve bölüm hakkında bilgiler yer almakta olup tüm hepsi spoiler içermektedir, burada ne işiniz var?.

ÖZET

Mat ve Rand, hanlarda yemek ve yatak karşılığında gösteri yapma fikri sayesinde geçirdikleri birkaç rahat günün ardından Dört Kral isimli köye gelirler. Burası alışılageldik köylerin aksine farklı yolların merkez noktasında olması nedeni ile işlek ve köy sıcaklığını kaybetmiş bir konak yeridir. Rand bu köyü beğenmez ve Mat’e ilerlemeyi teklif eder ancak Mat onu yatıştırmayı başarır. Böylelikle üç farklı hana girerler ancak gördükleri manzara karşısında her defasında girdikleri gibi dışarı kaçarlar.

Dördüncü defasında Dans Eden Arabacı isimli hana girerler, manzara öncekilerden pek farklı değilse de Saml Hake isimli hancı fırsatları değerlendirme konusunda daha becerikli olduğundan İki Nehirli gençler dışarıdaki gök gürüldemelerinin de etkisi ile içlerine pek sinmediği halde teklifi kabul ederler.

Mat ve Rand erken saatlerde gösterilerine başlarlar ve hanın salonu bir süre sonra dolmaya başlar. Ne var ki Rand, Hancı Saml Hake ve hanın iki koruması Jack ve Strom’un Thom’a ait altın işlemeli müzik aletlerine ve çantasına, Thom’un kılıcına bakışları başta olmak üzere çeşitli hal ve hareketlerinden huylanmaya başlar. Mat’e kısaca durumdan bahsettiğinde o da durumu onaylar, Rand en sonunda oradan ayrılmaları gerektiğini söyler. Mat ise Mat olduğundan kalabalığın içinde güvende olduklarını ve en azından yemek yiyene kadar beklemelerini söyler.

Bir süre sonra ortak salondaki insan profilinden giyim kuşamı ve tavırları ile oldukça farklı birinin geldiğini görür Rand, adam dönüp gidecekken aniden irkilir ve dönüp boşaltılan bir masaya oturur ve İki Nehirli gençlere gözünü dikip izlemeye başlar.

Yemek zamanı gelince mutfağa geçerler, Rand tekrar gitmeyi teklif etse de Mat yemeğin cazibesine dayanamaz. Onlar yemek yerken kulaklarına bazı konuşmalar çalınır,

“Çılgınca ya da değil, işittiğim bu. Buraya gelmeden önce kasabadaki hanların yarısına gitmiş. İçeri girmiş, çevreye bakınmış ve tek söz söylemeden dışarı çıkmış. Kraliyet Hanı’nda hile. Sanki hiç yağmur yağmıyormuş gibi.”
“Belki en rahat yerin burası olduğunu düşünmüştür.” Bu, kahkaha fırtınaları yarattı.
“Benim işittiğim, Dört Kral’a gece çöktükten sonra geldiği. Atları çok zorlanmış gibi soluk soluğaymış.”
“Karanlığa kalacak şekilde nereden gelmiş ki? Yolculuğa çıkarken plan yapmamak için aptal olmak gerek.”
“Eh, belki aptalın biri, ama zengin bir aptal. Hizmetkârları ve çantaları için bir arabası daha olduğunu duydum. Orada çok para var. Pelerinini gördünüz mü? O pelerin bende olsa, hiç fena olmazdı.”

Ortak salondaki onları izleyen adam ile ilgili konuşma Rand’ı şüphelendirir ve mutfak kapısından bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun altına çıkar. Hanın önündeki iki arabanın üzerinde yazan ismi okur; Howal Gode. Ve adamı Beyazköprü kasabasında gördüklerini hatırlar. Adamın Karanlıkdostu olduğuna dair şüphelerini Mat’e aktardığında

“Bizim peşimizde,” dedi Mat, Rand sözünü bitirdiği zaman. “Karanlıkdostu mu?” “Belki. Bilmiyorum.” Rand Jak’a baktı. İri yarı adam gerindi, bir demircinin omuzları kadar geniş omuzlarını silkti. “Sence onun yanından geçip gidebilir miyiz?” “Hake ile diğerini getirecek kadar gürültü yapmadan geçemeyiz. Burada durmamamız gerektiğini biliyordum.”

İkili tekrar ortak salona gösterilerine dönerler ancak bir türlü olaysız şekilde oradan çıkmanın yolunu bulamazlar. Gecenin sonunda hancı onları depoya götürür ve orada uyumalarını söyler. Rand araştırdığında oda kapısında kilit ya da o işe yarayacak birşey olmadığını ve kapıyı hafifçe araladığında koridorun öteki ucunda hanın korumalarından birinin nöbet tuttuğunu görür. Bulduğu iki kamayı gök gürültüsünün sesini bastırması umudu ile kapının altına sabitler.

Sonrasında odadan kaçmak için pencere kanadını zor bela biraz açtıklarında pencerede demir parmaklık olduğunu görerek yıkılırlar. Odada sıkışıp kalmışlardır. Onlar pencereyi zorlarken odanın kapısı zorlanır ve kapının öteki yanından Howal Gode’a ait olduğunu düşündükleri bir ses duyarlar.

“Hake Efendi ve… hizmetkârları bizi rahatsız etmeyecekler. Derin derin uyuyorlar ve ancak yarın sabah nereye kaybolduğunuzu merak edebilecekler. Bırakın içeri gireyim, genç dostlarım. Konuşmalıyız.”

Gençler müzakere tekliflerinin ardından konuşmayı son defa reddettiklerinde ise Gode baklayı çıkarır

“Boyun eğin,” diye emretti Gode koridordan, “ya da sonsuza dek boyun eğmiş olmayı dileyin!”

Sözcükler Rand’a kulaklarına tıkanan yünlerin içinden ulaşıyor gibiydi. Çıkış yok. Yukarıda gök gürültüsü kükredi ve bir şimşeğin çatırtısı ile boğuldu. Bir çıkış yolu bulmak zorundayım. Gode onlara sesleniyor, emirler yağdırıyor, yakarıyordu; kapı bir santim daha açıldı. Çıkış yolu!

Rand bu düşüncelerle tasalanırken imkansız birşey olur ve deponun parmaklıklarına yıldırım çarparak duvarda büyükçe bir delik açar ve odayı da tarumar eder. Doğrudan yıldırımın geldiği yöne bakmakta olan Mat görü yetisini kaybetmiştir, Rand onun kolundan tutar ve duvardaki delikten sokağa çıkarlar. Yağmur altında olanca hızları ile oradan ayrılırlar.

KARAKTERLER

Bir Cevap Yazın